“Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir…”

Mohawk Kabilesi

Turna (Grus grus)

Turna (Grus grus)

Boy : 96-119 cm.

İnsanlar tarafından bilinen ve sevilen büyük bir göçmen kuştur. Boynu ve bacakları uzundur. Kuyruğunun üzerinden sarkan uzun süs tüyleri vardır. Gövdesi gri, boynunun ön kısmı, alnı ve kanat telekleri siyahtır. Gözünün gerisinden başlayıp ensesine kadar uzanan beyaz bant ve başının üzerinde yer alan kırmızı leke kolayca göze çarpar. V şeklinde ya da düz sürüler oluşturarak göç eder.

Yaşam Alanı

Geniş bataklıklar, sulak çayırlar, yaylalar ve tundrada yuva yapar. Kışın sulak alanlarda, tarlalarda ve kurak arazilerde bulunabilir.

Ses

Uçarken "kruu-kruuu" benzeri sesle öter.


Tehdit

Sulak alanların kurutulması nedeniyle Türkiye'deki üreme alanları azalmıştır.

Türkiye'de Dağılım

Kuzey, Orta ve Doğu Anadolu'da uygun habitatlarda, düşük sayılarda üremektedir. Türkiye, turnaların göç etmesi ve kışlaması açısından önemli bir konumdadır.

Dünyada Yayılışı


Avrupa ve Asya'nın kuzey parçalarında sulak arazilerde üreme görülürler. Kışı geçirmek için uzun mesafe göçmendirler. Afrika'da (güneyde Fas ve Etiyopya'ya), güney Avrupa ve güney Asya'da (güneyde Kuzey Pakistan ve doğu Çin'e) kışlarlar. Göç eden sürüler, "V" biçiminde uçarlar.

Telliturna (Anthropoides virgo)



Telliturna (Anthropoides virgo)

Boy : 85-100 cm.


Turnadan daha küçük ve zariftir. Adını gözünün gerisinden çıkan beyaz süs tüylerinden alır. Turna'ya oranla daha kısa boynu ve bacakları vardır. Gövdesi gri renktedir ve kanat telekleri siyahtır. Başı ve boynunun ön kısmında yer alan siyah renkteki tüyler, bir sakal gibi göğsünden ağaşı doğru sarkar.Kanadından çıkan süs tüyleri uzun ve düzdür.

Yaşam Alanı

Nehirlerin çevresindeki sulak alanlarda, taşkın ovalarında ve nehir adacıklarında ürer.

Ses

Genel olarak Turna'yı anımsatır "gruu,gruu".

Tehdit

Türkiye'deki üreme alanları olan taşkın ovaları ve nehir adaları, baraj altında kalma tehlikesi altındadır. Üreme alanlarında rahatsız edilmeleri de diğer bir tehdit unsurudur.


Türkiye'de Dağılım

Ülkemizde yalnızca Murat Nehri'nin taşkın ovalarında üremektedir. Ayrıca Orta Anadolu ve Kıbrıs türün göç ederken üzerinden geçtiği önemli göç rotasıdır.

Kültürlerde Turna için söylenen efsaneler


Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu (Origami)

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu ABD'li yazar Eleanor Coerr tarafından 1977 yılında yazılmıştır.


Konusu Japonya'da 1943'ten 1955'e kadar yaşamış olan küçük bir kızın gerçek hayat hikâyesine dayanıyor.

II. Dünya Savaşı'nı sona erdirmek amacıyla, Amerika Birleşik Devletleri'nin Hava Kuvvetleri tarafından Hiroşima'ya atom bombası atıldığında küçük kız bu şehirde yaşıyordu. Atom bombasının yaydığı radyasyon sonucu Sadako Sasaki 10 yıl sonra öldü. Sadako'nun gösterdiği cesaret, onu Japon çocuklarının gözünde kahraman yaptı. Bu Sadakonun hikayesi'ydi.

1954 yılının bir ağustos sabahı Sadako giyinir giyinmez dışarı koştu. Japonya'nın sabah güneşi koyu renk saçında ışıltılar saçıyordu. Gökyüzü masmaviydi, buluttan eser yoktu. Bu aslında iyi işaretti.

Sadako her zaman bir şansın doğacağını umut ederdi. Evine döndüğünde kız kardeşiyle iki erkek kardeşini hala mışıl mışıl uyurken buldu. Sadako bir çok iyi şans işaretleri daha bulmuştu ancak bu iyi şanş işaretleri kötüye gitmişti.

Sadako o felaket gününden sonra hastalandığını öğrendi.

'Kâğıttan Bin Turna Kuşu' efsanesi der ki: Bir insan hastalandığında, kâğıttan 1000 adet turna kuşu yaparsa, bunu gören tanrılar bu kişiyi sağlığına kavuşturacaktır.

Bunu bilen Sadako, hastalığını cesaretle karşılayıp, kâğıt turnaları katlamaya başlar ve konuşur turnalarıyla: "Kanatlarınıza 'huzur' yazacağım. Böylece tüm dünyada uçabileceksiniz."

Ne yazık ki, bu küçük Japon kızının yaşamı 1000 turnayı katlamaya yetmeyecek ve 25 Ekim 1955 günü 644 turnayı katlarken hayata gözlerini yumacaktır. Yine de arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler.

Turna kuşu, o zamandan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesidir.

Postacılar Sadako öldükten sonra, aylar boyunca, diğer çocukların yapıp yolladığı kâğıttan turna kuşu taşırlar hastaneye, bu turna kuşlarının sayısı şimdi milyonlara ulaşmıştır. Ve Japonya'da bir müzede sergileniyor.

Sadako Sasaki anısına Hiroşima'da bir anıt yapılmıştır ve ABD'de Seattle Barış Parkı'nda bir heykeli bulunmaktadır.




Türk kültüründe bilindiği üzere,turnalar şans,refah ve umut kuşlarıdır.efsanelere göre hep hayat kurtaran,yardım eden,umut dağıtan kuşlardır.Halk inanışına binaen;tek eşli ve gururları için yaşayan hayvanlardır.Eşlerini kaybettikleri vakit bir daha topluluklara karışmazlar.Avcı tarafından eşi vurulursa, geride kalan eş intihar eder.
Bu sebeple turna kuşunun varlığına çok hürmet gösterilir.


Çin kültüründe turna, bir büyücünün veya güzel bir kadının varlığı olduğuna inanılan olağanüstü bir varlıktır.Pek çok hikaye,efsane vardır bu kuşla ilgili.Efsaneye göre bir pirinç tarlasında çok güzel genç bir kadın gören genç bir adam, o anda kadına kapılır ve onunla orada yaşamaya başlar.ev halkı tarafından merakla beklenen ve geri dönmeyen bu genç adam bir gün kardeşleri tarafından kadınla beraber bulunur.küçük kardeşin kadına saldırması sonucu kadın bir turnaya dönüşür ve kaybolur.burada turna aşkın ve arzunun sembolüdür.

Cırcır Böceği ve Kızılderili Hikayesi

Cırcır Böceği ve Kızılderili Hikayesi

Cırcır böceği, Gryllidae (cırcır böceğigiller) familyasını oluşturan parlak siyah renkli, yuvarlak iri başlı, kısa kanatlı, uzun antenli, böcek türlerinin ortak adı.

Genel özellikleri

2 cm boylarında olup, gündüz kazdıkları çukurlarda yalnız olarak gizlenirler, gece faaliyet göstererek hoş (!) sesleri ile öterler. Sadece erkekleri ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkarırlar, dişileri kendilerine çekerler. İşitme organları ön bacaklarında bulunan bir uzantıdadır. Ayrıca vücutlarının sonuna yakın arka kısımlarında, duyarlı kıllarla kaplı iki boynuzsu dikenleri vardır. Arka bacakları sıçrama görevi yapar. Fakat çekirgeler kadar sıçrayamazlar. Daha çok çorak arazide rastlanır. Bazen otluk yamaçlarda ve tarla kenarlarında görülür. Sürüler halinde ağaç ve çalılıklar üstünde yaşayanlar da vardır. Özellikle ötüşleriyle bilinen cırcırböcekleri, İlkçağ'da yararlı hayvanlar sayılır,hem Avrupa'da hem Doğu 'da alınıp satılmak için küçük kafeslerde yetiştirilirlerdi; Doğu'da aynı işlem bugün de sürüp gitmektedir. Cırcır böcekleri , bütün dünyada yaygın cırcır böceğigiller familyasındandır.

Yaşam şekilleri

Cırcır böcekleri çoğunlukla bitkisel, bazan da hayvansal besinlerle beslenirler. İlkbahar mevsimlerinde, Haziran sonlarına kadar rastlanır. Gece hoş sesleri duyulur. Dişi, yumurtalarını toprağa bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar tam bir kış geçirir. Bunlar ergine benzerse de kanatsızdır. Erginleşene kadar 8-11 defa deri değiştirirler.


Cırcır Böceği Hikayesi (Kızılderili Kültürü)

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.

Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.

Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.

Salyangoz

Salyangoz

Salyangoz, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin Orthogastropoda sınıfındaki kabuklu kara hayvanlarının ortak adı.

Salyangozlar, tatlısularda, denizlerde ve bütün çevrede görülebilen hayvanlardır. Nemli yerlerde bulunurlar ve yağışın bol olduğu ve havanın tam soğumadığı sonbahar aylarında sürekli görülürler. Vücutlarında bol miktarda su bulunduğu için çok soğuk havalarda donarlar. Çok sıcak havalarda ise su kaybederek kuruyabilirler. Geçtikleri yerlerde iz bırakmalarını sağlayan parlak renkli sümüksü bir sıvı üretirler. Kabuklarıyla gövdelerinin arasındaki kurumuş sümüksü sıvı, vücutlarındaki nemi kaybetmemelerini sağlar. Kışın toprak altına ya da ağaç kovuklarına girerek etkinliklerini azaltırlar. Yazın çok sıcak olduğunda da benzer şeklide davranırlar. Çoğunlukla otçul olmakla beraber, etçil ya da omnivor olabilirler.Salyangozlar en çok yağmur yağdığında ortaya çıkarlar. Ayrıca salyangozlar yenilebilir.

Salyangozlarla beslenen çok sayıda hayvan vardır. Kuşlar, küçük memeli hayvanlar, kertenkeleler, kurbağalar, kırkayaklar, böcekler ve bazı büyük salyangoz türleri salyangozlarla beslenen canlılardandır.

Küçük Salyangozun Hikayesi

Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar, evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış. Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.
Bizim salyangoz, kelebek ve uğurböceğini çok severmiş. Arada bir onlarla dertleşir, sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş. "Ah keşke!" dermiş. "Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım. Hadi taşıyorum, bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı."
Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza; "Sevgili arkadaşımız!" demişler. "Hani evim renkli olsun diyorsun ya, biz çaresini bulduk. Ressam olan bir tırtıl var. Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar."
Salyangoz buna çok sevinmiş. "Ne duruyoruz! Hemen gidelim." demiş. Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar. Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış. Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş. Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.
Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış. Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki, sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca, arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş. Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş: "İyi ki saklanabileceğim bir evim var. Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya."
Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.

Kara Leylek (Ciconia nigra)

Kara Leylek (Ciconia nigra)

Kara Leylek (Ciconia nigra), çeltik kargası olarak da bilinen, leylekgiller (Ciconiidae) familyasından büyük, ince uzun yapılı, ince boyunlu, gagası uzun, ince ve koyu kırmızı renkli, uzun kırmızı bacaklı bir leylek türü.

Özellikler

Boyu 95-100 cm, kanat açıklığı 145-155 cm'dir. Erişkinin başı, boynu, göğsü ve üst tarafı parlak siyah, karnı beyazdır ve kanat altında kanadın gövdeye birleştiği bölümde küçük beyaz bir üçgen vardır. Ergenin rengi daha mattır, koyu zeytin yeşili-kahverengi gövdesi ve yeşilimsi bacakları ve gagası vardır. Uçuşta kanatlarını düz ya da yay şeklinde tutar, balıkçıllar gibi başını aşağı eğmez. Başını öne, bacaklarını geriye uzatarak, düzenli ve güçlü kanat vuruşlarıyla uçar.

Beslenme

Çoğunlukla balık, amfibi ve böceklerle beslenirler.

Yayılış

Göçmendirler, kışı tropikal Afrika'da geçirirler. Ağustosun ortasından eylülün sonuna kadar göç ederler. Martın ortasında geri dönerler. Ama İspanya'daki popülasyon yerleşiktir. Yüksek ağaçları delerek yuvasını yapar. Ak leylekten farklı olarak ürkek ve ihtiyatlı bir türdür.

Leylek (Ciconiiformes)

Leylek (Ciconiiformes)

Leylek (Arapça (laklak), Farsça: (leglek), bir kuş türüdür. Türün yayılışı çok geniş bir coğrafya üzerindedir. Almanyadan havalanan ve Prenses adı verilen Leylek, Türkiye(İstanbul-Hatay) üzerinden Güney Afrika Cumhuriyetine gittiği tespit edilmiştir. Genellikle karadan yükselen sıcak hava akımını kullanarak daireler çizerek uçarlar. Nesli tehlike altında olmasada yanlış insan yapılaşması ve sulak alanların kurutulması sonucunda Türkiye'deki sayıları azalmaktadır.

Biyolojisi

Leylek (Ciconia ciconia) kendi adıyla anılan Leylekgiller (Ciconiidae) ailesi içerisinde yer almaktadır. Bu aile büyük, geniş kanatlı, sulakalan çevresinde ve karada yaşayan kuşlardan oluşmaktadır. Leylek ailesi 19 tür ve 3 gruba ayrılır ve Leylek, ikinci grup olan Tipik Leylek grubunda yer almaktadır. Ülkemizde 2 tür leylek yaşamaktadır: Leylek ve Kara Leylek (Ciconia nigra). Ayrıca Sarıgagalı Leylek (Mycteria ibis) de rastlantısal olarak görülebilir.

Kanat açıklığı: 155-165 cm Erkek dişiye oranla biraz daha iridir.

Kanat uzunluğu: dişi: 53cm, erkek:63cm

Ağırlık: dişi: 2.2- 3.9 kg, erkek: 2.6- 4.4 kg

Yaşam süresi: Ortalama 25 yıldır. Fakat halkalama verilerinden elde edilen bilgilere göre 30 yıla kadar da yaşadığı tespit edilmiştir

Büyük bir sulakalan kuşudur. Tüylerinin geneli beyaz, uçuş tüyleri siyahtır. Uzun kırmızı bir gagası ve ayakları vardır. Uzun bir boyuna ve kısa bir kuyruğa sahiptir. Uçarken boynunu düz tutar. Sessizdir.

Yavru leylek, erişkine benzer fakat gagası ve ayakları siyahtır. Gaga ve ayaklar bir yıl içerisinde siyahtan kademeli olarak kırmızıya döner. Ayrıca erişkinin siyah uçma tüyleri, yavruda kahverengiye yakın renktedir.

Türkiye'de yaz göçmenidir.

Leyleklerin östaki boruları (Östaki borusu, orta kulak ile nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yol.Cavum tympani(orta kulak boşluğu) ile pharynx(yutak) arasında yer alır. Uzunluğu yaklaşık 36 mm olup, üst 1/3 ü kemik, alt 2/3 ü kıkırdaktır.

Çok fazla ses bulunan ortamlarda kulakların zarar görmesini önlemek amacıyla ağız bir miktar açılabilir,fazla ses östaki borusundan ağza verilir. ayrıca ağızdaki aşırı basınç kulağı olumsuz etkileyebilir.Ağızdan çıkan ucu ağzın iki yanında çenenin birleştiği yerde,dilin bittiği yerdedir,oradaki boşluk rahatlıkla hissedilebilir.) yoktur, bu yüzden sesleri de yoktur, yuvalama dönemlerinde gagalarını birbirine vurarak iletişimlerini sağlarlar.

Ak Leylek (Ciconia ciconia)

Avrasya'da üreyen ak leylek (Ciconia ciconia) Afrika'nın güney kesimlerinde kışlar. Boyu yaklaşık 100 cm, kanat uçma tüyleri siyah, öbür tüyleri beyaz, gagası uzun ve bacakları kırmızıdır. Boyunlarını öne uzatarak oldukça yavaş uçar ve havada geniş daireler çizerek süzülür.

Ak leylekler çatılara özellikle de bacaların tepesine yuva yaparlar. Bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiğine inandıklarından leylekleri çekmek için damlarına kazıklar üzerine tekerlekler koyarlar. Leylek çiftleri çalı çırpı ve topraktan yaptıkları tepsi biçimindeki yuvalarını otla döşerler. Yuva her yıl yeni eklemeler yapıldığından çok büyür.

Dişiler yuvaya genellikle beyaz dört yumurta bırakır. Erkek ve dişi yavrularını büyük ölçüde, yiyip kısmen sindirdikleri besinleri kusarak beslerler. Yavrular anne ve babalarını gördüklerinde gagalarını takırdatmaya başlarlar.

Ak leylekler uzak yerlere göç eden kuşların en iyi bilinenidir. Avrupa'da ve Türkiye'de üreyen bu leylekler kışı Afrika'da geçirirler. Göç sırasında sıcak hava akımlarından yararlanır, olabildiğince kara üzerinden uçabilmek için kıtadan kıtaya özellikle İstanbul, Çanakkale ve Cebelitarık boğazlarından geçerler.

Bilhassa Avrupa'da yoğun tarıma geçilmesi nedeniyle leyleklerin beslenebilecekleri çayırlık ve sulak alanların azalması, Afrika'da ise tarım ilaçlarının yoğun bir şekilde kullanılması, geniş leylek sürülerinin yok olmasına neden olmuştur.

Avrasya ve Afrika'da yaşayan kara leylek (Ciconia nişgra) beyaz karnı dışında mor yeşil parıltılı siyah tüyleriyle ak leylekten kolayca ayırt edilebilir. Daha ürek olan bu tür, ormanlık bölgelerde ürer ve kışı Afrika'da geçirir. Türkiye'deki üreme alanı Marmara ve Karadeniz bölgelerindeki ağaçlık bölgelerdir.

Leyleklerin iki değişik türü jabiru adıyla tanınır. Bunlardan Avustralya jabirusu (Xenorhynchus asiaticus) Avustralya'dan Hindistan'a kadar uzanan bölgede yaşar. Gövdesi beyaz ve yeşil, bacakları kırmızı, iri gagası siyahtır. Genellikle yalnız avlanmasıyla dikkat çeker. Amerika jaribusunun (jabiru mycteria)hafifce yukarıya kıvrılan çok kalın bir gagası vardır. Meksika'dan Arjantin'e kadar uzanan bölgede bulunur. Marabu (Leploptilos crumeniferus) en iri leylek türüdür. Afrika'da yaşayan bu türün boyu 1,5 metreye, kanat açıklığı 2,6 metreye ulaşır. Temel besinini oluşturan leşleri yemek için genellikle akbabalarla rekabete girişir ve çoğu kez galip gelir.


Güney Yarımküre’de havaların Nisan ve Mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta bir mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için, soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri dönerler.

Yuvaya önce erkek leylek gelir. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeğe başlar. İşi bittiğinde ise, özlem içinde başını gökyüzüne çevirip, dişisinin bir an önce gelmesini umut etmeye başlar. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alır.

Leyleklerin birbirlerini karşılama törenleri çok ilginç olur. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdar. Daha sonra etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlar. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutkulu sevgi gösterisinin meyveleri dört veya beş yumurta olur.Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlar. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için stres başlar, baba leylek çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcekler bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa, balık ve yılanlar mönüyü süslerler.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak, yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korur.

Doğal yaşamın bir parçası olan Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz, başka bölgelerden gelen diğer leyleklerle gökyüzünde birleşerek, seyredeğer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş, ve İsrail'e doğru yola çıkarlar.

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii)

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii)

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii), Beyaz karınlı leylek olarak da bilinir, gri bacaklı siyah bir leylek türü.

Fotoğraf :

Fiziksel özellikleri

Kırmızı dizli ve ayaklı, gri gagalı ve beyaz alt kısımlıdır. Gözleri önündeki kırmızı yüz derisi ile üreme mevsiminde gagasının yanında mavi deri bulunur. Leylek türünün en ufaklarındandır, 73 cm uzunlukta ve ağırlığı 1 kg'ın biraz üzerindedir. Dişisi 2-3 yumurta yumurtlar ve erkeklerden daha küçükçedir.

Dağılımı ve beslenme

Abdim leyleği Doğu Afrika boyunca Etiyopya'dan güney Afrika'ya kadar açık yerleşim alanlarında yayılış yapar. Yiyeceklerini genellikle çekirgeler, tırtıllar ve diğer iri böcekler oluşturur.

Kültür ve isim

En küçük leyleklerdendir, yağmur ve iyi şansın bir habercisi olarak Afrikalı yerliler tarafından sevilir ve korunur, İsmini Sudan Wadi Halfanın Türk valisi olan Bey El-Arnaut Abdim'in (1780-1827) anısına almıştır.

Abdim leyleği, IUCN nin tehdit altındaki türler listesinde asgari endişe (LC) statüsünde değerlendirilir.

Kelaynak (Geronticus eremita)

Kelaynak (Geronticus eremita)

Kelaynak (Geronticus eremita), kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarında bulunan iri yapılı, suda veya çamurda yürüyen ince uzun kıvrık gagalı, 70-80 cm uzunluğunda, 120-135 cm kanat genişliğinde bir kuş türü.

Özellikleri ve davranışları

Tüysüz kırmızı bir yüz ve kafaya ile uzun kıvrık kırmızı bir gagaya sahiptir. Sık sık fakat daima akan sulara yakın değildir. İri, parlak, cilalı, siyah kuşlardır. Başlarında tüy olmaması nedeniyle bu adı almışlardır. İlk yumurtadan çıktıklarında yavrunun kafası ve boğazı tüylüdür. Yaşları ilerledikçe bu tüyler yok olur. Siyah tüyleri güneş ışığının farklı açılarında parlak yeşil, kavuniçi ve mor rengini alır. Uçuşları insanı hayrete düşürecek kadar güzel ve zariftir. Kelaynaklar çok sosyaldir, sabahın erken saatlerinde 10-15 km uzaklıktaki beslenme alanlarına guruplar halinde giderler. Uzun ve kıvrık gagalarıyla yiyeceklerini ararlar. Yuvalarını yapma dönemi Şubat-Mart aylarıdır. Yavruları koyu gri renkte olup, yuvada dolaşırken yere düşme tehlikesi yaşarlar. Yumurtadan çıktıktan 2-3 ay sonra palazlanırlar. Erişkin kuşlarla birlikte beslenme alanlarına uçarlar. Kendilerini besleyebilecek duruma gelene kadar anneleri onları 2-3 ay besler. Tek eşli yaşamaları nedeniyle üremeleri çok yavaş olur.Kelaynaklar böceklerden beslenirler.

Yayılış alanları

Ortadoğu ve Afrika ,Kuzey Sahra çöllerinde kayalıkların uçurumlarında 2-3 yumurta yumurtlayarak ürer. Böcekler ve diğer küçük yaratıklarla beslenirler. Önceleri Ortadoğu, Kuzey Afrika ve hatta Avrupa Alplerinde yaygın bulunmaktayken 400 yıl önce buralardan yok olmuştur. Kendi mesafe alanında göçmen bir kuştur. Kışı geçirdiği yerler Sudan'ın bir kısmı, Etiyopya, Eritre ve belki de Somali' nin bazı yerleri ,Yemen ve Suudi Arabistan'dır. Bu tür şimdi resmi olarak kritik tehlike sınırındadır. Vahşi olarak yaşayan nüfusu 420 olarak tahmin edilmektedir. Ve yaklaşık 1500'ü tutsaktır (2004). Yaşayabilecekleri yerler Fas,Türkiye ve Suriye'dir.

Dünyada sadece Türkiye'de (Birecik/ Urfa) ve Fas'da koruma altında az sayıda bulunmaktadırlar. Dünya popülasyonları yaklaşık 500 bireydir. Türün doğal yaşam alanı Alpler'den Kızıldeniz'e, Fas'dan Güneydoğu Anadoluya kadar uzanan geniş bir coğrafyadır. Yanlış tarım politikaları sonucunda kurutulan sulak alanlar ve böcek öldürmek için tarlalarda kullanılan ağır kimyasallar (Özellikle DTT) bu kuşun neslini tükenmenin eşiğine getirmiştir.

Tehditler
Kelaynakların yok olmasının bir çok nedeni vardır. Bunların başında avcılık gelir.Beslenme alanlarının çeşitli nedenlerle kaybı,1950 yılında çekirge salgınına karşı yapılan DDT ilaçlaması Birecik'teki kelayanakların hızla yok olmasına neden olmuştur. Kurtulanlar ise ilacın etkisinden birkaç sene yumurta vermemiştir.

Türkiye ve Suriye' deki kelaynaklar (Doğu'daki topluluklar) ,Fas'daki kelaynaklardan (Batı'daki topluluklar) dış görünüm olarak farklıdırlar. Bu iki farklı kelaynak topluluğu arasında davranış farklılıkları da vardır. Fas'daki kelaynaklar göç etmezken Birecik ve Suriye'deki kelaynaklar göç ederler.

1954 yılında Birecik'te 600 çiftten fazla ve üreyen bir topluluk vardı.DDT ilacının uygulamasından sonra ,Birecik'te 1962 yılında kelaynakların toplam sayısı 130 çift idi(kalmıştır).Ve 1972'ye kadar kuşların hiçbiri yumurta çıkarmamıştır. 1973 yılına gelindiğinde ise 26 çift kelaynak kalmıştır. 1982 yılında ise sadece 17 tane kuş Afrika'dan geri dönmüştür. Ve 6 çift doğal ortamında üremiştir.

1990 yılından sonra artık, Birecik'te yarı yabani kuşlar üreme dönemine hazırlık için Şubat-Mart aylarında kafeslerinden çıkarılır ve göç zamanına doğru Temmuz-Ağustos aylarında tekrar kafeslerine alınırlar. Bu dönem içerisinde kuşlar doğal ortamlarında serbestçe uçup, üreyebilirler. Üreme istasyonunun içindeki kayalıklar ve tahta yuvalarda üreyen kelaynaklara günde iki defa yem verilir. Kuşlar aynı zamanda Fırat'ın kenarındaki alanlara gidip beslenebilirler.

Günümüzdeki durum

Çevre ve Orman Bakanlığı'yla, Doğa Derneği tarafından Kelaynaklarla ilgili eğitim projesi uygulanmaktadır. Projeyle, kelaynakların tanıtımına katkı sağlamak ve bölgeye daha çok ziyaretçinin gelmesi hedeflenmektedir. Doğa Derneği tarafından görevlendirilen Turan Çetin ,kelaynakların doğal yaşamları hakkında gözlem yapmakta ve veri alt yapısı oluşturmaktadır. Günümüzde 83 kelaynak olmakla bereber 13 tane yavru bulunmaktadır.Ve Birecik'teki kelaynakların sağlık durumları da iyidir.