“Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir…”

Mohawk Kabilesi

Cırcır Böceği ve Kızılderili Hikayesi

Cırcır Böceği ve Kızılderili Hikayesi

Cırcır böceği, Gryllidae (cırcır böceğigiller) familyasını oluşturan parlak siyah renkli, yuvarlak iri başlı, kısa kanatlı, uzun antenli, böcek türlerinin ortak adı.

Genel özellikleri

2 cm boylarında olup, gündüz kazdıkları çukurlarda yalnız olarak gizlenirler, gece faaliyet göstererek hoş (!) sesleri ile öterler. Sadece erkekleri ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkarırlar, dişileri kendilerine çekerler. İşitme organları ön bacaklarında bulunan bir uzantıdadır. Ayrıca vücutlarının sonuna yakın arka kısımlarında, duyarlı kıllarla kaplı iki boynuzsu dikenleri vardır. Arka bacakları sıçrama görevi yapar. Fakat çekirgeler kadar sıçrayamazlar. Daha çok çorak arazide rastlanır. Bazen otluk yamaçlarda ve tarla kenarlarında görülür. Sürüler halinde ağaç ve çalılıklar üstünde yaşayanlar da vardır. Özellikle ötüşleriyle bilinen cırcırböcekleri, İlkçağ'da yararlı hayvanlar sayılır,hem Avrupa'da hem Doğu 'da alınıp satılmak için küçük kafeslerde yetiştirilirlerdi; Doğu'da aynı işlem bugün de sürüp gitmektedir. Cırcır böcekleri , bütün dünyada yaygın cırcır böceğigiller familyasındandır.

Yaşam şekilleri

Cırcır böcekleri çoğunlukla bitkisel, bazan da hayvansal besinlerle beslenirler. İlkbahar mevsimlerinde, Haziran sonlarına kadar rastlanır. Gece hoş sesleri duyulur. Dişi, yumurtalarını toprağa bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar tam bir kış geçirir. Bunlar ergine benzerse de kanatsızdır. Erginleşene kadar 8-11 defa deri değiştirirler.


Cırcır Böceği Hikayesi (Kızılderili Kültürü)

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.

Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.

Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.

Salyangoz

Salyangoz

Salyangoz, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin Orthogastropoda sınıfındaki kabuklu kara hayvanlarının ortak adı.

Salyangozlar, tatlısularda, denizlerde ve bütün çevrede görülebilen hayvanlardır. Nemli yerlerde bulunurlar ve yağışın bol olduğu ve havanın tam soğumadığı sonbahar aylarında sürekli görülürler. Vücutlarında bol miktarda su bulunduğu için çok soğuk havalarda donarlar. Çok sıcak havalarda ise su kaybederek kuruyabilirler. Geçtikleri yerlerde iz bırakmalarını sağlayan parlak renkli sümüksü bir sıvı üretirler. Kabuklarıyla gövdelerinin arasındaki kurumuş sümüksü sıvı, vücutlarındaki nemi kaybetmemelerini sağlar. Kışın toprak altına ya da ağaç kovuklarına girerek etkinliklerini azaltırlar. Yazın çok sıcak olduğunda da benzer şeklide davranırlar. Çoğunlukla otçul olmakla beraber, etçil ya da omnivor olabilirler.Salyangozlar en çok yağmur yağdığında ortaya çıkarlar. Ayrıca salyangozlar yenilebilir.

Salyangozlarla beslenen çok sayıda hayvan vardır. Kuşlar, küçük memeli hayvanlar, kertenkeleler, kurbağalar, kırkayaklar, böcekler ve bazı büyük salyangoz türleri salyangozlarla beslenen canlılardandır.

Küçük Salyangozun Hikayesi

Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar, evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış. Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.
Bizim salyangoz, kelebek ve uğurböceğini çok severmiş. Arada bir onlarla dertleşir, sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş. "Ah keşke!" dermiş. "Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım. Hadi taşıyorum, bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı."
Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza; "Sevgili arkadaşımız!" demişler. "Hani evim renkli olsun diyorsun ya, biz çaresini bulduk. Ressam olan bir tırtıl var. Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar."
Salyangoz buna çok sevinmiş. "Ne duruyoruz! Hemen gidelim." demiş. Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar. Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış. Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş. Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.
Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış. Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki, sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca, arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş. Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş: "İyi ki saklanabileceğim bir evim var. Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya."
Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.

Kara Leylek (Ciconia nigra)

Kara Leylek (Ciconia nigra)

Kara Leylek (Ciconia nigra), çeltik kargası olarak da bilinen, leylekgiller (Ciconiidae) familyasından büyük, ince uzun yapılı, ince boyunlu, gagası uzun, ince ve koyu kırmızı renkli, uzun kırmızı bacaklı bir leylek türü.

Özellikler

Boyu 95-100 cm, kanat açıklığı 145-155 cm'dir. Erişkinin başı, boynu, göğsü ve üst tarafı parlak siyah, karnı beyazdır ve kanat altında kanadın gövdeye birleştiği bölümde küçük beyaz bir üçgen vardır. Ergenin rengi daha mattır, koyu zeytin yeşili-kahverengi gövdesi ve yeşilimsi bacakları ve gagası vardır. Uçuşta kanatlarını düz ya da yay şeklinde tutar, balıkçıllar gibi başını aşağı eğmez. Başını öne, bacaklarını geriye uzatarak, düzenli ve güçlü kanat vuruşlarıyla uçar.

Beslenme

Çoğunlukla balık, amfibi ve böceklerle beslenirler.

Yayılış

Göçmendirler, kışı tropikal Afrika'da geçirirler. Ağustosun ortasından eylülün sonuna kadar göç ederler. Martın ortasında geri dönerler. Ama İspanya'daki popülasyon yerleşiktir. Yüksek ağaçları delerek yuvasını yapar. Ak leylekten farklı olarak ürkek ve ihtiyatlı bir türdür.

Leylek (Ciconiiformes)

Leylek (Ciconiiformes)

Leylek (Arapça (laklak), Farsça: (leglek), bir kuş türüdür. Türün yayılışı çok geniş bir coğrafya üzerindedir. Almanyadan havalanan ve Prenses adı verilen Leylek, Türkiye(İstanbul-Hatay) üzerinden Güney Afrika Cumhuriyetine gittiği tespit edilmiştir. Genellikle karadan yükselen sıcak hava akımını kullanarak daireler çizerek uçarlar. Nesli tehlike altında olmasada yanlış insan yapılaşması ve sulak alanların kurutulması sonucunda Türkiye'deki sayıları azalmaktadır.

Biyolojisi

Leylek (Ciconia ciconia) kendi adıyla anılan Leylekgiller (Ciconiidae) ailesi içerisinde yer almaktadır. Bu aile büyük, geniş kanatlı, sulakalan çevresinde ve karada yaşayan kuşlardan oluşmaktadır. Leylek ailesi 19 tür ve 3 gruba ayrılır ve Leylek, ikinci grup olan Tipik Leylek grubunda yer almaktadır. Ülkemizde 2 tür leylek yaşamaktadır: Leylek ve Kara Leylek (Ciconia nigra). Ayrıca Sarıgagalı Leylek (Mycteria ibis) de rastlantısal olarak görülebilir.

Kanat açıklığı: 155-165 cm Erkek dişiye oranla biraz daha iridir.

Kanat uzunluğu: dişi: 53cm, erkek:63cm

Ağırlık: dişi: 2.2- 3.9 kg, erkek: 2.6- 4.4 kg

Yaşam süresi: Ortalama 25 yıldır. Fakat halkalama verilerinden elde edilen bilgilere göre 30 yıla kadar da yaşadığı tespit edilmiştir

Büyük bir sulakalan kuşudur. Tüylerinin geneli beyaz, uçuş tüyleri siyahtır. Uzun kırmızı bir gagası ve ayakları vardır. Uzun bir boyuna ve kısa bir kuyruğa sahiptir. Uçarken boynunu düz tutar. Sessizdir.

Yavru leylek, erişkine benzer fakat gagası ve ayakları siyahtır. Gaga ve ayaklar bir yıl içerisinde siyahtan kademeli olarak kırmızıya döner. Ayrıca erişkinin siyah uçma tüyleri, yavruda kahverengiye yakın renktedir.

Türkiye'de yaz göçmenidir.

Leyleklerin östaki boruları (Östaki borusu, orta kulak ile nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yol.Cavum tympani(orta kulak boşluğu) ile pharynx(yutak) arasında yer alır. Uzunluğu yaklaşık 36 mm olup, üst 1/3 ü kemik, alt 2/3 ü kıkırdaktır.

Çok fazla ses bulunan ortamlarda kulakların zarar görmesini önlemek amacıyla ağız bir miktar açılabilir,fazla ses östaki borusundan ağza verilir. ayrıca ağızdaki aşırı basınç kulağı olumsuz etkileyebilir.Ağızdan çıkan ucu ağzın iki yanında çenenin birleştiği yerde,dilin bittiği yerdedir,oradaki boşluk rahatlıkla hissedilebilir.) yoktur, bu yüzden sesleri de yoktur, yuvalama dönemlerinde gagalarını birbirine vurarak iletişimlerini sağlarlar.

Ak Leylek (Ciconia ciconia)

Avrasya'da üreyen ak leylek (Ciconia ciconia) Afrika'nın güney kesimlerinde kışlar. Boyu yaklaşık 100 cm, kanat uçma tüyleri siyah, öbür tüyleri beyaz, gagası uzun ve bacakları kırmızıdır. Boyunlarını öne uzatarak oldukça yavaş uçar ve havada geniş daireler çizerek süzülür.

Ak leylekler çatılara özellikle de bacaların tepesine yuva yaparlar. Bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiğine inandıklarından leylekleri çekmek için damlarına kazıklar üzerine tekerlekler koyarlar. Leylek çiftleri çalı çırpı ve topraktan yaptıkları tepsi biçimindeki yuvalarını otla döşerler. Yuva her yıl yeni eklemeler yapıldığından çok büyür.

Dişiler yuvaya genellikle beyaz dört yumurta bırakır. Erkek ve dişi yavrularını büyük ölçüde, yiyip kısmen sindirdikleri besinleri kusarak beslerler. Yavrular anne ve babalarını gördüklerinde gagalarını takırdatmaya başlarlar.

Ak leylekler uzak yerlere göç eden kuşların en iyi bilinenidir. Avrupa'da ve Türkiye'de üreyen bu leylekler kışı Afrika'da geçirirler. Göç sırasında sıcak hava akımlarından yararlanır, olabildiğince kara üzerinden uçabilmek için kıtadan kıtaya özellikle İstanbul, Çanakkale ve Cebelitarık boğazlarından geçerler.

Bilhassa Avrupa'da yoğun tarıma geçilmesi nedeniyle leyleklerin beslenebilecekleri çayırlık ve sulak alanların azalması, Afrika'da ise tarım ilaçlarının yoğun bir şekilde kullanılması, geniş leylek sürülerinin yok olmasına neden olmuştur.

Avrasya ve Afrika'da yaşayan kara leylek (Ciconia nişgra) beyaz karnı dışında mor yeşil parıltılı siyah tüyleriyle ak leylekten kolayca ayırt edilebilir. Daha ürek olan bu tür, ormanlık bölgelerde ürer ve kışı Afrika'da geçirir. Türkiye'deki üreme alanı Marmara ve Karadeniz bölgelerindeki ağaçlık bölgelerdir.

Leyleklerin iki değişik türü jabiru adıyla tanınır. Bunlardan Avustralya jabirusu (Xenorhynchus asiaticus) Avustralya'dan Hindistan'a kadar uzanan bölgede yaşar. Gövdesi beyaz ve yeşil, bacakları kırmızı, iri gagası siyahtır. Genellikle yalnız avlanmasıyla dikkat çeker. Amerika jaribusunun (jabiru mycteria)hafifce yukarıya kıvrılan çok kalın bir gagası vardır. Meksika'dan Arjantin'e kadar uzanan bölgede bulunur. Marabu (Leploptilos crumeniferus) en iri leylek türüdür. Afrika'da yaşayan bu türün boyu 1,5 metreye, kanat açıklığı 2,6 metreye ulaşır. Temel besinini oluşturan leşleri yemek için genellikle akbabalarla rekabete girişir ve çoğu kez galip gelir.


Güney Yarımküre’de havaların Nisan ve Mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta bir mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için, soğuk kış aylarını geçirdikleri ülkelerden geri dönerler.

Yuvaya önce erkek leylek gelir. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeğe başlar. İşi bittiğinde ise, özlem içinde başını gökyüzüne çevirip, dişisinin bir an önce gelmesini umut etmeye başlar. Takriben bir hafta sonra dişi leylek de erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alır.

Leyleklerin birbirlerini karşılama törenleri çok ilginç olur. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdar. Daha sonra etraflarına aldırmadan en güzel anlarını yaşamaya başlarlar. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutkulu sevgi gösterisinin meyveleri dört veya beş yumurta olur.Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlar. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için stres başlar, baba leylek çığırtkan yavrularının beslenmeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcekler bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa, balık ve yılanlar mönüyü süslerler.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek kanatlarının altına alarak, yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korur.

Doğal yaşamın bir parçası olan Leylekler, bölgede havalar soğumaya başlar başlamaz, başka bölgelerden gelen diğer leyleklerle gökyüzünde birleşerek, seyredeğer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş, ve İsrail'e doğru yola çıkarlar.

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii)

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii)

Abdim Leyleği (Ciconia abdimii), Beyaz karınlı leylek olarak da bilinir, gri bacaklı siyah bir leylek türü.

Fotoğraf :

Fiziksel özellikleri

Kırmızı dizli ve ayaklı, gri gagalı ve beyaz alt kısımlıdır. Gözleri önündeki kırmızı yüz derisi ile üreme mevsiminde gagasının yanında mavi deri bulunur. Leylek türünün en ufaklarındandır, 73 cm uzunlukta ve ağırlığı 1 kg'ın biraz üzerindedir. Dişisi 2-3 yumurta yumurtlar ve erkeklerden daha küçükçedir.

Dağılımı ve beslenme

Abdim leyleği Doğu Afrika boyunca Etiyopya'dan güney Afrika'ya kadar açık yerleşim alanlarında yayılış yapar. Yiyeceklerini genellikle çekirgeler, tırtıllar ve diğer iri böcekler oluşturur.

Kültür ve isim

En küçük leyleklerdendir, yağmur ve iyi şansın bir habercisi olarak Afrikalı yerliler tarafından sevilir ve korunur, İsmini Sudan Wadi Halfanın Türk valisi olan Bey El-Arnaut Abdim'in (1780-1827) anısına almıştır.

Abdim leyleği, IUCN nin tehdit altındaki türler listesinde asgari endişe (LC) statüsünde değerlendirilir.

Kelaynak (Geronticus eremita)

Kelaynak (Geronticus eremita)

Kelaynak (Geronticus eremita), kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarında bulunan iri yapılı, suda veya çamurda yürüyen ince uzun kıvrık gagalı, 70-80 cm uzunluğunda, 120-135 cm kanat genişliğinde bir kuş türü.

Özellikleri ve davranışları

Tüysüz kırmızı bir yüz ve kafaya ile uzun kıvrık kırmızı bir gagaya sahiptir. Sık sık fakat daima akan sulara yakın değildir. İri, parlak, cilalı, siyah kuşlardır. Başlarında tüy olmaması nedeniyle bu adı almışlardır. İlk yumurtadan çıktıklarında yavrunun kafası ve boğazı tüylüdür. Yaşları ilerledikçe bu tüyler yok olur. Siyah tüyleri güneş ışığının farklı açılarında parlak yeşil, kavuniçi ve mor rengini alır. Uçuşları insanı hayrete düşürecek kadar güzel ve zariftir. Kelaynaklar çok sosyaldir, sabahın erken saatlerinde 10-15 km uzaklıktaki beslenme alanlarına guruplar halinde giderler. Uzun ve kıvrık gagalarıyla yiyeceklerini ararlar. Yuvalarını yapma dönemi Şubat-Mart aylarıdır. Yavruları koyu gri renkte olup, yuvada dolaşırken yere düşme tehlikesi yaşarlar. Yumurtadan çıktıktan 2-3 ay sonra palazlanırlar. Erişkin kuşlarla birlikte beslenme alanlarına uçarlar. Kendilerini besleyebilecek duruma gelene kadar anneleri onları 2-3 ay besler. Tek eşli yaşamaları nedeniyle üremeleri çok yavaş olur.Kelaynaklar böceklerden beslenirler.

Yayılış alanları

Ortadoğu ve Afrika ,Kuzey Sahra çöllerinde kayalıkların uçurumlarında 2-3 yumurta yumurtlayarak ürer. Böcekler ve diğer küçük yaratıklarla beslenirler. Önceleri Ortadoğu, Kuzey Afrika ve hatta Avrupa Alplerinde yaygın bulunmaktayken 400 yıl önce buralardan yok olmuştur. Kendi mesafe alanında göçmen bir kuştur. Kışı geçirdiği yerler Sudan'ın bir kısmı, Etiyopya, Eritre ve belki de Somali' nin bazı yerleri ,Yemen ve Suudi Arabistan'dır. Bu tür şimdi resmi olarak kritik tehlike sınırındadır. Vahşi olarak yaşayan nüfusu 420 olarak tahmin edilmektedir. Ve yaklaşık 1500'ü tutsaktır (2004). Yaşayabilecekleri yerler Fas,Türkiye ve Suriye'dir.

Dünyada sadece Türkiye'de (Birecik/ Urfa) ve Fas'da koruma altında az sayıda bulunmaktadırlar. Dünya popülasyonları yaklaşık 500 bireydir. Türün doğal yaşam alanı Alpler'den Kızıldeniz'e, Fas'dan Güneydoğu Anadoluya kadar uzanan geniş bir coğrafyadır. Yanlış tarım politikaları sonucunda kurutulan sulak alanlar ve böcek öldürmek için tarlalarda kullanılan ağır kimyasallar (Özellikle DTT) bu kuşun neslini tükenmenin eşiğine getirmiştir.

Tehditler
Kelaynakların yok olmasının bir çok nedeni vardır. Bunların başında avcılık gelir.Beslenme alanlarının çeşitli nedenlerle kaybı,1950 yılında çekirge salgınına karşı yapılan DDT ilaçlaması Birecik'teki kelayanakların hızla yok olmasına neden olmuştur. Kurtulanlar ise ilacın etkisinden birkaç sene yumurta vermemiştir.

Türkiye ve Suriye' deki kelaynaklar (Doğu'daki topluluklar) ,Fas'daki kelaynaklardan (Batı'daki topluluklar) dış görünüm olarak farklıdırlar. Bu iki farklı kelaynak topluluğu arasında davranış farklılıkları da vardır. Fas'daki kelaynaklar göç etmezken Birecik ve Suriye'deki kelaynaklar göç ederler.

1954 yılında Birecik'te 600 çiftten fazla ve üreyen bir topluluk vardı.DDT ilacının uygulamasından sonra ,Birecik'te 1962 yılında kelaynakların toplam sayısı 130 çift idi(kalmıştır).Ve 1972'ye kadar kuşların hiçbiri yumurta çıkarmamıştır. 1973 yılına gelindiğinde ise 26 çift kelaynak kalmıştır. 1982 yılında ise sadece 17 tane kuş Afrika'dan geri dönmüştür. Ve 6 çift doğal ortamında üremiştir.

1990 yılından sonra artık, Birecik'te yarı yabani kuşlar üreme dönemine hazırlık için Şubat-Mart aylarında kafeslerinden çıkarılır ve göç zamanına doğru Temmuz-Ağustos aylarında tekrar kafeslerine alınırlar. Bu dönem içerisinde kuşlar doğal ortamlarında serbestçe uçup, üreyebilirler. Üreme istasyonunun içindeki kayalıklar ve tahta yuvalarda üreyen kelaynaklara günde iki defa yem verilir. Kuşlar aynı zamanda Fırat'ın kenarındaki alanlara gidip beslenebilirler.

Günümüzdeki durum

Çevre ve Orman Bakanlığı'yla, Doğa Derneği tarafından Kelaynaklarla ilgili eğitim projesi uygulanmaktadır. Projeyle, kelaynakların tanıtımına katkı sağlamak ve bölgeye daha çok ziyaretçinin gelmesi hedeflenmektedir. Doğa Derneği tarafından görevlendirilen Turan Çetin ,kelaynakların doğal yaşamları hakkında gözlem yapmakta ve veri alt yapısı oluşturmaktadır. Günümüzde 83 kelaynak olmakla bereber 13 tane yavru bulunmaktadır.Ve Birecik'teki kelaynakların sağlık durumları da iyidir.


Rakun (Procyon)


Rakun (Procyon)

Rakungiller (Procyonidae), Küçük ayılar olarak da bilinir, etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya.

Familyaya ait olan 19 tür, Amerika'nın ılıman ve tropik bölgelerinde yaşar. Asya'da yaşayan ve Ailuridae adında ayrı bir familyaya ayrılan küçük pandanın bu familyaya mensup olup olmadığı hala tartışılmaktadır.

Özellikleri

Rakungillerin dış görünümleri ayıgiller ile sansargiller familyaları arasındaki bağlantıyı oluşturduklarını gösterir. 30-67 cm uzunluğa ve 1-12 kg ağırlığa ulaşan küçük ve orta boylu memelilerdir. Familyanın bütün üyelerinin kuyruğu uzun ve halkalıdır. Renkleri gri ile kahverengi arası değişir. Bazı türlerin suratlarında maske gibi işaretler vardır. Suratları kısa ve geniş, kulakları küçük ve dik olur. Kulaklarının uçları sivri ya da yuvarlağımsı olabilir. Ön ve arka ayaklarında daima beş parmakları vardır. Kinkaju (Potos flavus) türü ayrıca kuyruğu ile tutunabilme yeteneğine sahiptir.

Yayılım ve yaşam alanları

Doğal olarak yayılım gösterdikleri coğrafya sadece Amerika kıtasında bulunur ve Kanada'nın güneyinden Arjantin'in kuzeyine kadar uzanır. Ancak bayağı rakun son 50 yıl içerisinde insanların yardımı ile Avrupa'ya da gelmiş ve Avrupa'da günümüze kadar hala hızla yayılmaktadır. Rakungiller en sık ormanlarda görülür, ama bunun haricinde çok farklı diğer yaşam alanlarıda vardır.

Yaşam şekilleri

Burun ayılarının haricinde tüm rakungiller akşam ve gece aktif olan hayvanlardır. Genelde ağaç kovuklarında veya kaya aralıklarında uyurlar. Yürüyüş şekilleri aynı ayıgillerde olduğu gibidir ve onlar gibi tabanları üzerinde yürürler. Çoğu tür iyi tırmanıcı ve yüzücüdür. Bazıları yalnız, bazıları da küçük bir grup halinde yaşar.

Rakungiller genelde her şey yiyicilerdir, ama meyve ve fındık gibi şeylerden oluşan bir bitkisel beslenmeye ağırlık verirler. Sarmaşık ayı ve maki ayısı neredeyse sırf bitkisel beslenirken, diğerleri farklı derecede böcek, küçük omurgalı ve yumurta gibi hayvansal besinleride ararlar.


Rakun'un yurdu su yollarının, göllerin ve bataklıkların çevresidir. Geceleri buralarda su kıyılarına dadanan başka hayvancıkları avlar. İnce parmaklı rakun iyi bir yüzücüdür. Yüzerken balık, kerevit, kurbağa, semender ve midye gibi avları yakalar. Fakat bu hayvan, yumurta, kuş, böcek, sıçan ve sürünen herhangi bir yaratıkla da aynı iştahla karnını doyurur. Mevsiminde cevize, meyvalara, özellikle çilek ve böğürtlene bayılır. Mısırlar olgunlaştığı zaman, mısır tarlaları da rakun'un gece baskınına uğrar. Rakun'un, yiyeceği eti önce suya batırması âdeti ilgi çekicidir. Bundan ötürü kendisine «yıkayıcı» (lotor) adı yakıştırılmıştır. Et parçası ne kadar temiz olursa olsun, onu o yakınlardaki bir suya iyice batırıp yıkamadan yemez.

Rakun'un parmakları uzun ve son derece duyguludur. Bir ağaç kovuğunda veya kayaların arasındaki ılık bir mağarada barınır. Bu etobur hayvan ağaca çok rahat çıkabildiği ve çok kere bu sayede hayatını kurtardığı halde, uyanık saatlerinin çoğunu yerde geçirir. Gündüzleri dinlenmek, geceleri ise yiyecek aramakla geçen uzun bir yazdan sonra inine çekilerek ilkbahara kadar uyur. Bu arada çiftleşmek veya karnını doyurmak için bazen uyandığı olur. Erkek rakun, tıpkı ayı gibi, aile problemlerini hiçbir sorumluluk kabul etmemek suretiyle çözümler. Kış ortasındaki kısa bir flört devresinden sonra yine bekâr hayatına döner.
Cinsler

Rakungiller iki alt familyaya bölünür ve altı cinse dağılan 19 türden oluşur.


* Alt familya Procyoninae (4 cins 9 tür)
o Rakun (Procyon)
* Yengeç yiyen rakun, (Procyon cancrivorus)
* Tres Marias rakunu (Procyon insularis)
* Bayağı rakun (Procyon lotor)

o Koati (Nasua)
* Koatimundi veya halkalıkuyruk koati (Nasua nasua)
* Ak burunlu koati (Nasua narica)
* Cozumel Adası koatisi (Nasua nelsoni)

o Nasuella
* Dağ koatisi, Nasuella olivacea

o Bassariscus
* Halkalı kuyruk (Bassariscus astutus)
* Kakomistle (Bassariscus sumichrasti)
* Alt familya Potosinae (2 cins 6 tür)

o Potos
* Kinkaju (Potos flavus)

o Olingo (Bassaricyon)
* Çalı kuyruklu olingo (Bassaricyon gabbii)
* Allen olingosu (Bassaricyon alleni)
* Beddard olingosu (Bassaricyon beddardi)
* Harris olingosu (Bassaricyon lasius)
* Chiriqui olingosu (Bassaricyon pauli)

Kaynak : Vikipedia

Olingo


Olingo

Olingo, rakungiller (Procyonidae) familyasından memeli hayvan cinsi.

Ağaççıl ve gececildir. Anal koku bezlerine sahiptirler. En yakın akrabaları koatilerdir. Kinkaju ile olan benzerliği paralel gelişmiş olup eş kökenli değildir. Orta Amerikadan Peru ve Nikaragua'ya kadar Güney Amerika yağmur ormanları ana yaşam alanları ve yayılımıdır.

Koati (Nasua)


Koati (Nasua)

Koati (Nasua), rakungiller (Procyonidae) familyasından memeli cinsi.

Koatinin kısa ayakları güçlü tırnaklarla donatılmıştır,ama ayıya çok banzer. Aslında koati daha çok çamaşırcı ayıya benzer; gövdesi onunkinden daha ince, kuyruğu daha uzun ve kabarıktır, burnu daha çıkık ve yumuşaktır. Burnu yiyecek ararken toprağı karıştırmaya yarar. Koati hem et, hem ot hem omnivor hem de karnivordur: Böcekler, küçük hayvanlar, kuş yumurtaları, ama en çok tercih ettiği meyvelerdir. Küçük gruplar halinde yaşar ve ağaca tırmanır. Zaten öyle iyi bir tırmanıcıdır ki, tıpkı sincap gibi ağaçlardan baş aşağı inme yeteğine sahiptir.

Halkalı Kuyruklu Kedi (Bassariscus astutus)


Halkalı Kuyruklu Kedi (Bassariscus astutus)

Halkalı kuyruklu kedi (Bassariscus astutus), Halkalı kuyruk veya Miner kedisi olarak da bilinir, rakungiller (Procyonidae) familyasından memeli hayvan türü.

Yaklaşık 30 cm büyüklüğünde olan, Meksika'da ve ABD'nin Alabama'dan Oregon'a kadar uzanan güneybatı kesiminde yaşayan halkalı kuyruklu kedinin adı, kabarık, uzunluğu 40 cm'ye yaklaşan, üstünde halka halka çevreleyen gri ve siyahımsı koyu kahverengi çizgiler bulunan kuyruğundan kaynaklanır. Yüzü tilkiyi andırır biçimde sivri, bedeninin üst kesimi boza çalan kahverengi, karnı beyazdır. Küçük memeli omurgalılar, böcekler ve meyvelerle beslenir.

Kaplan (Panthera tigris)


Kaplan (Panthera tigris)

Kaplan (Panthera tigris), kedigiller (Felidae) familyasından etçil bir memeli hayvan türü ve büyük kediler ailesinin dört üyesinden biridir. Süper yırtıcıdır ve vahşi hayatta bulunan en büyük kedi türüdür.Hint alt-kıtası dünyada yaşayan vahşi kaplanların %80'ine ev sahipliği yapmaktadır. Kuzeyde Sibirya, güneyde Hindistan ile Malakka yarımadası arasındaki bölgelerde bulunur.Dünya üzerinde bulunan en büyük ve en ağır kedi türüdür.


Çoğu kaplan kamuflajlarının uygun uyum sağladığı ve hızlı veya daha çevik avları yakalamlarının daha kolay olduğu ormanlarda ve otlaklarda yaşar. Hindistan'da, Türkiye'de,(Türkiye'de 1970'ten beri sadece 3 kez görüldü.) Çin'de neredeyse tüm Asya'da yaşarlar. Büyük kediler arasında sadece kaplan ve jaguar iyi yüzücülerdir. Kaplanlar sık sık su birikintilerinde, göllerde ve nehirlerde yıkanırlarken bulunurlar. Kaplanlar yalnız avlanırlar ve birincil olarak geyik, yaban domuzu, gaur, ve manda gibi orta ve büyük boyutlu otçullarla beslenirler. Buna rağmen arada sırada küçük avları da yakalarlar.

Kaplanların tek ciddi avcısı onları sıkça postu için yasadışı bir şekilde öldüren insandır. Aynı zamanda kemikleri ve neredeyse tüm vücut parçaları geleneksel çin tıbbında ağrı kesiciden afrodizyaklara kadar değişen bir alan için kullanılır. Kaçak avlanma ve ortamlarının yok olması kaplanların sayılarını büyük oranda azalttı. Bir yüzyıl önce dünya da 100 000'den fazla kaplan varken bugün bu sayı 2500 üreyebilen bireyi geçmez. Hiç bir kaplan nüfusu 250 üreyebilen üyeden fazlasına sahip değil.Tüm kaplan alt türleri tehlike altındaki türler listesinde yer almaktadır.

Fiziksel Özellikler

kaplan türleri içinde sibirya kaplanları dünya üzerindeki en büyük ve en ağır kedilerdir.Kaplan ve aslanın çiftleşmesinden meydana gelen liger veya tigon'lar sibirya kaplanlarından daha büyük olabilirler.Genelde farklı alttürlere ait kaplanların farklı boyutlarda olmasına rağmen erişkin bir erkek kaplan ortalama 200 ile 350 kg. dişilerse 120-180 kg. ağırlığındadır. Erkek ortalama 2,6 m. 3,3 m. arası dişiler ise 2,3-2,75 m. boyundadırlar. Yaşayan alt türler arasında Sumatra kaplanı en küçük Sibirya kaplanı (ya da Amur) en büyüğüdür.Maalesef Sibirya Kaplanlarının soyu tükenmek üzeredir.

Bir çok kaplanın çizgilerinin renkleri kahverengiden saf siyaha kadar değişir, buna rağmen beyaz kaplanlar daha az belirgin olan çizgilere sahiptir. Beyaz kaplanlar ayrı bir alttür değil lüsistik hint kaplanlarıdır. Çizgilerin şekli ve yoğunluğu alttürden alttüre farklılık gösterir ama çoğu kaplan 100'den fazla çizgiye sahiptir. Şimdi soyu tükenmiş olan java kaplanının bundan çok daha fazla çizgisi vardı. Bu çizgilerin düzeni ve kaşları aynı parmak izi gibi eşsizdir.İki kaplan aynı çizgilere sahip değildir. Böylece aynı parmak izi gibi bireylerin tanımlamasında kullanılabilir gibi gözükse de vahşi bir kaplanın çizgilerinin düzenini kaydetmekteki zorluklar yüzünden uygulanabilir bir yöntem değildir. Çizgilerin amacının kamuflaj olduğu sanılmaktadır.

Çok az hayvan insanların gördüğü anlamda renkli görme duyusuna sahip olduğu için, postun rengi pek önemli değildir.Kaplanların çizgilerinin düzeni aynen derilerinde de bulunur, eğer bir kaplanı traş edecek olsaydınız, derisinde de aynı çizgi düzeni ile karşılaşırdınız.

Diğer tüm kediler gibi sivri tırnaklara sahiptirler ve tırnaklarını içeri çekebilirler.

Avlanma Yöntemleri

Kaplanlar genellikle gece avlanırlar. Gece görüşleri insanınkinden 6 kat daha iyidir. Çok sesiz ve farkettirmeden avlarını takip ederler. Kaplanlar diğer kediler gibi avlarını pusuya yatarak yakalarlar. Bir noktadan vücudunun ağırlğını ve güçlerini kullanarak avlarının üstüne çullanıp, etkisiz hale getirirler. Av yüzükoyun yerde yatarken kaplan avının boynunun arkasını ısırır. Bu omuriliği kopartarak, nefes borusunu delerek veya toplardamar ya da atardamarları parçalayarak avın ölmesini sağlar. Büyük avlar için boğazdan ısırmayı tercih eder. Kaplan bu süre içinde ayakları ile avına sarılarak hareket etmesini önler ve avı ölünceye kadar boynuna kenetlenir.

Çok iyi yüzücü olan kaplanların avlarını yüzerken öldürdükleri bilinmektedir. Hatta bazı kaplanlar, üzerindeki balıkçılar veya yakalanmış balıklar için nehirdeki balıkçı teknelerini pusuya düşürmüşlerdir. Ranthambore Ulusal Parkındaki kaplanlar özellikle de Chengis adında bir tanesinin bataklık timsahları ile güreşerek timsahların ağzından avlarını aldığı biliniyor.

Kaplanların büyük bir çoğunluğu mecbur kalmadıkça insan avlamazlar. Muhtemelen 1000 kaplandan sadece 3-4 tanesini hayatları boyunca av olarak insan öldürmektedir. Tipik insan yiyici, hasta ya da yaşlı olup alışıldık avını avlamayan, dolayısıyla daha ağır hareket eden ve daha küçük hedeflerle yetinmek zorunda kalan hayvanlardır. Tüm diğer iri avcılar gibi kaplanlar da insanları ideal bir av olarak görmezler. Bengal'deki mangrov bataklıkları diğer yerlere göre daha yüksek bir insan yiyici ortalamasına sahiptir ve buradaki bazı sağlıklı kaplanların da insanları avladıkları bilinmektedir.

Vahşi doğada kaplanlar 5 m. kadar yükseğe ve 9-10 m. kadar uzağa zıplayabilirler. Bu onları Pumadan sonra en yükseğe zıplayabilen memelilerden biri yapar. 50 kg ağırlığındaki bir çiftlik hayvanıyla 2 m. yüksekliğinde bir çitin üzerinden atladıkları belirtilmiştir. Ava sıkıca tutunmaları sağlayan devasa ve son derece kuvvetli ön uzuvları çıkıkları engeller. Özellikle Gaur ve su buffalosu gibi bir tonun üzerindeki avlar, altıda biri ağırlığında kaplanlar tarafından öldürülür. Yetişkin bir insanı veya kurdu tek bir pati darbesi ile öldürebilir veya 150 kg.'lik bir sambar geyiğini ağır yarayabilir.

Beslenme

Kaplanlar mümkün olduğunca sambar, gaur ve manda gibi iri avları tercih ederler. Çünkü büyük bir av daha fazla et demektir, daha uzun süre idare eder ve başka bir av ihtiyacını ortadan kaldırır. Kaplan öldürdüğü avını gizli bir yere götürerek bununla günlerce idare eder.Kaplanlar menzillerindeki en üst yırtıcıdırlar ve besin için, güçsüzlüğünü sayılarla kapatan dhole (vahşi hint köpeği) dışında başka bir hayvanla mücadele etmezler. Mecbur kalmadıkça gergedan gibi büyük hayvanlara saldırmazlar. Kaplanlar et ile beslenir.

Biyoloji ve Ekoloji

Yetişkin kaplan yalnız hayvanlardır çok şiddetli derecede bölgesellerdir. Dişi bir kaplanın 20 km² civarında bir bölgesi varken erkek kaplanları bölgesi 60-100 km² arasıdadır. Erkeklerin bölgesi bir sürü dişininkini kaplayabilir ama kendi bölgelerinde yabancı bir erkeğe müsamaha göstermezler. Agresif doğaları gereği bölgesel uyuşmazlıklar çok şiddetlidir ve genelde erkeklerden birinin ölümü ile sonuçlanır. Erkek kaplan bölgesini idrar ve anal salgı bezlerindeki salgılarla ağaçları ve dışkısı ile patikaları işaretleyerek belirler. Aynı zamanda ağaçlarda bıraktıkları tırnak izleri de bölgelerini işaretlemede kullanılır. Erkekler dişilerin kızgınlık dönemini anlamak için idrarlarını koklarken "flehmen" (en:Flehmen response) denilen bir davranışla yüzlerini ekşitirler.

Dişi sadece birkaç gün boyunca kızgın haldedir ve bu süre içinde birçok kez çiftleşme gerçekleşir. Çift diğer kedilerde olduğu gibi sık sık ve gürültü bir şekilde çiftleşir. 103 gün olan gebelik süresi sonunda ağırlığı bir kg. civarında olan 3 veya 4 yavru doğar. Etrafta gezinen diğer erkekler dişiyi tekrar çiftleşebilir hale getirmek için yavruları öldürebilirler. Yavrular 8 hafta sonunda anneyi yuvanın dışına takip edebilecek hale gelirler, 18 ay sonunda ise bağımsız hale gelirler. Fakat 2-2,5 seneye kadar annelerinden ayrılmazlar. Yavrular cinsel erişkinliğe 3-4 yaşında erişirler. Dişiler annelerinin yakınında bir bölge edinirlerken erkekler, bölgesel bir erkekle dövüşüp onu yenerek ele geçirebilecekleri bir bölge aramaya koyulurlar. Hayatı boyunca dişi bir kaplan eşit sayıda erkek ve dişi yavru dünyaya getirir. Kaplanlar esaret altında iyi ürerler. ABD'deki esaret altındaki nüfus dünyadaki vahşi kaplan nüfusu ile rekabet edebilir.

Vahşi doğada kaplanlar yaban domuzu, gaur ve manda gibi vahşi sığırlar, yavru gergedanlar, yavru filler ve hatta bazen leopar ve ayılarla beslenir. Sibirya kaplanı ve boz ayı ciddi iki rakiptir ve birbirlerin mümkün olduğunca uzak dururlar. İstatiksel olarak Sibirya kaplanı daha küçük ayıları öldürdüğünden daha başarılıdır. Ama kaplanlar daha büyükçe ayıları öldürebilirler ve öldürürler.Erkeklere nazaran önemli ölçüde küçük olan dişi kaplanlar bile yetiştin gaurları kendi başlarına öldürme kabiliyetine sahiptirler. Gaur, yaban domuzu ve sambar kaplanın Hindistandaki gözde besinleridir. Gergedan ve fil yavruları da sürülerinden ayrı kaldıkları zaman kaplanlara yem olabilirler. Bir kaplanın yetişkin bir dişi gergedanı öldürdüğü gözlemlenmiştir.

Vahşi kaplanlar birçok yöntem kullanılarak incelenmişlerdir. Eskiden kaplan nüfusu izlerinin kalıpları çıkarılarak tahmin edilmeye çalışılıyordu. Şimdi ise tuzak kameralar kullanılmakta. Dışkılarından alınan DNA'nın incelenmesi gibi yeni yöntemlerde değerlendirilmekte. Telsiz tasmalarda vahşi kaplanları takip etmekte oldukça popüler bir yöntem olarak kullanıldı.

Kaynak : Vikipedia ve diğer kaynaklar

Kaplanlar ve Yaşayan Alttürleri



Kaplanlar ve Yaşayan Alttürleri

Üçü soyu tükenmiş olmak üzere toplam sekiz kaplan alttürü bulunmaktadır ve yakın gelecekte bir alttürün daha soyunun tükenmesi neredeyse kesindir. Güney Çin kaplanının ilk kaplan olduğu sanılmaktadır. Aşağıda vahşi nüfüslarına göre azalan şekilde alttürler sıralanmaktadır.

Ana karada yaşayan kaplan türleri birbirine hem görünüm hem genetik olarak çok benzedikleri için bazı bilim adamları kaplanların sadece Anakara ve ada kaplanları olarak sınıflandırılmasını önermektedirler. Günümüzde adada yaşayan tek kaplan türü Sumatra kaplanıdır.


Yaşayan Alttürler Bengal Kaplanı (Panthera tigris tigris)

Bengal kaplanı (Panthera tigris tigris) Hindistan, Bangladeş, Nepal, Butan ve Myanmar'ın bazı bölgelerinde bulunur. Otlaklar, süb-tropik ve tropik yağmur ormanları, fundalıklar yaprak döken ormanlar ve mangrovlar gibi çok faklılıklar gösteren ortamlarda yaşar. Hindistan hükümeti bu hayvanların sadece Hindistan'da yaşayanlarının sayılarının 3,100 4,500, ve 3,000 arasında bir yerde olduğu tahmin etmektedir. Ama birçok korumacıya göre bu sayı fazlasıyla iyimser bir rakamdır. Bu sayılar izlerin kalıplarına dayandırıldığı için çoğunlukla hatalı sonuçlar verebilmektedir, dolayısı ile Hindistandaki kaplan sayısı 2000'den az olabilir.En yaygın kaplan türü olmasına rağmen bu hayvan hem kaçak avlanma hem de doğal ortam kaybı nedeniyle büyük baskı altındadır. Hindistan 1972 yılında Kaplan Projesi adı altında devasa bir korunma progamı geliştirdi. Bu program sayesinde kaplan sayısı 1970'lerdeki 1200'lerden 1990'lardaki 3000'lere kadar arttı. Bu program gelmiş geçmiş en başarılı korunma programlarından biridir. Geçenlerde bu sayıların tezgahlama olduğuna dair söylentiler ortaya çıktı. En az bir Kaplan Rezervinin (Sariska) tüm kaplan nüfusunu kaçak avcılığa kaybettiği ortaya çıktı.Erkekler genelde 200-295 kg. arasında, dişiler ise 120-180 kg. arasındadırlar. Vurulan en büyük Bengal kaplanı 3,3 m. uzunluğunda ve 390 kg. ağırlığındaydı, bu dev 1967 yılında öldürüldü.



Fotoğraf : Bengal Kaplanı

Çinhindi Kaplanı(Panthera tigris corbetti)

Çinhindi kaplanı(Panthera tigris corbetti) aynı zamanda Corbetti kaplanı olarakta bilinir. Kamboçya, Çin, Laos, Myanmar, Taylan ve Vietnam'da bulunur. Nüfus tahminleri 1200 ile 1800 olmakla beraber muhtemelen aşağı rakama daha yakındır. Şu andaki en büyük nüfus kaçak avcılığın çok katı bir şekilde yasak olduğu Malezya'dadır. Buna rağmen tüm nüfuslar ortam parçalanması ve aynı soyla çiftleşme (en:inbreeding) gibi nedenler yüzünden aşırı risk altındadırlar. Vietnam'da öldürülen kaplanların neredeyse %75'i geneleneksel çin tıbbına malzeme olmaktadırlar. Kaplanlar fakir yerliler tarafından yoksulluklarını rahatlatabilecek bir yol olarak görülmektedirler. Çinhindi kaplanları Bengal kaplanlarına göre daha küçük (Afrika aslanı boyutlarında)ve koyu renklidirler. Erkekler ortalama 150-190 kg iken dişiler daha küçük olup 110-140 kg. civarındadırlar.


Fotoğraf : Çinhindi Kaplanı

Sumatra Kaplanı (Panthera tigris sumatrae)


Sumatra kaplanı (Panthera tigris sumatrae) Sumatra Kaplanı sadece Endonezya'nın Sumatra adasında bulunur. Büyük çoğunluğu adadaki beş ulusal parkta olmak üzere sayıları 400 ile 500 arasındadır. Yakın geçmişte yapılan genetik farklı eşşiz genetik işaretler (genetic marker) ortaya çıkarmıştır.Bu, eğer soyu tükenmez ise başka bir türe evrimleşmesinin işareti olarak görülmektedir. Bu gelişme Sumatra kaplanın diğer alttürlere nazaran korunmasında öncelik olması gerektiği kanısını ortaya çıkarmıştır. Doğal ortam kaybı en büyük tehditdir. Ağaç kesme görünüşte ulusal park olan alanlarda dahi halen devam etmektedir. 1998 ile 2000 arasında 66 kaplanın (nüfusun yaklaşık %20'si) vurularak öldürüldüğü kaydedildi. Sumatra kaplanı yaşayan kaplan türlerinin en küçüğüdür. Erkekler ortalama 100-130, dişiler ise 70-90 kg. ağırlığındadır. Küçük boyutları Sumatra'nın yoğun ve katı ormanlarına uyum sağlamasından ve daha küçük avlarla çevrili olmasından kaynaklanır.


Fotoğraf : Sumatra Kaplanı

Sibirya Kaplanı (Panthera tigris altaica)


Sibirya kaplanı (Panthera tigris altaica) aynı zamanda Amur kaplanı, Mançurya kaplanı ve Kuzey Çin kaplanı olarakta bilinir. Neredeyse tamamen, şu anda korunmakta olduğu Sibirya ile sınırlanmıştır. Son iki nüfus sayımı (1996-2005) onları bölünmemiş en büyük vahşi kaplan nüfusu yapan, tek ve devamlı mezillerinde 450-500 olarak bulunmuştur. En büyük kaplan alttürü sayılmaktadırlar. Kayıtlardaki vahşi en büyük Sibirya kaplanı 384 kg. ağırlığındaydı. Esaret altında bir tanesi ise 423 kg.. Bazı Bengal kaplanları bu ağırlıklara erişebilseler de Sibirya kaplanlarına nazaran daha küçük yapılıdırlar. Ağırlıklar kaplanın yeni beslenmiş ya da boş mide ile olmasına göre önemli ölçüde değişebilir. Erkek bir Sibirya kaplanın ortalama ağırlığı 227 kg.dir ve 205-364 kg. arasında değişirler. Sibirya kaplanları aynı zamanda daha kalın, hafif altın sarısına çalan postları ve daha az olan çizgileri ile dikkat çekerler. Sibirya kaplanları yaşamakta olan en büyük kedigildir. Altı aylık bir Sibirya kaplanı yavrusu tam erişkin bir panter kadardır.


Fotoğraf : Sibirya Kaplanı

Güney Çin Kaplanı (Panthera tigris amoyensis)

Güney Çin kaplanı (Panthera tigris amoyensis) veya Çin kaplanı, Amoy veya Xiamen kaplanı olarakta bilinir. En kritik tehlike altındaki alttürdür ve soyunun tükenmesi neredeyse kesindir. Bu alttür en küçük alttürlerden biridir. Güney Çin kaplanının boyu hem erkek hem dişi için 2.2-2.6 m. arasında değişir. Erkekler 127-177 kg. arasında dişilerse 100-118 kg. ağırlığındadırlar. Büyük olasılıkla en son vahşi Doğu Çin kaplanı 1994'te vurulmuş ve son 20 senedir doğal ortamlarında canlı kaplan görülmemiştir. 1977 yılında Çin hükümeti vahşi kaplanların vurulmasını yasaklayan bir yasa çıkarmış fakat bu alttürü kurtarmakta çok geç kalmıştır. Şu ada hepsi Çin'de olmak üzere, esaret altında yaşadığı bilinen 59 Güney Çin kaplanı vardır. Fakat bütün bu hayvanlar sadece altı hayvandan üremişlerdir. Dolayısı ile alttürün devam etmesini sağlayacak genetik farklılık artık bulunmamaktadır. Şu anda, bu kaplanları 2008 yılında vahşi doğaya salma amaçlı yetiştirme çabaları vardır.

Fotoğraf : Güney Çin Kaplanı


Malay Kaplanı (Panthera tigris jacksoni)


Malay kaplanı (Panthera tigris jacksoni) Malezya yarımadasının güney kısmında bulunur.

Fotoğraf : Malay Kaplanı

Soyu Tükenmiş Kaplanların Alttürleri


Soyu Tükenmiş Kaplanların Alttürleri

Kaplanlar fosil kayıtlarında pek yaygın değillerdir. Farklı kaplan fosillerine çoğunlukla Asya'da Pleistosin tabakalarında rastlanmıştır. Buna rağmen Alaska'da 100000 yıllık kaplan fosilleri bulunmuştur. Buz çağındaki kara köprüleri yüzünden bunların Sibirya kaplanının Amerikalı nüfusu olmaları muhtemeldir. Ayrıca bazı araştırmacılar, 10000 yıl öncesine kadar kuzey Amerika'ya hükmeden soyu tükenmiş büyük kedilerden Amerika aslanı kemikleri ile kaplan kemikleri arasında benzerlikler bulmuşlardır. Bazıları bu araştırmalar sonucunda Amerika kaplanın aslında bir yeni dünya kaplanı olduğu sonucuna vardılar.

Japonya'da da kaplan fosilleri ortaya çıktı. Bu japonya kaplanları şu an adalarda yaşamakta olan kaplanlar gibi daha ufak tefektiler. Bunun, vücudun yaşanan çevrenin boyutlarına uyum sağlaması ya da kaplan gibi büyük avcılarda avın küçüklüğü ile ilgili bir olay olduğu sanılmaktadır.


Bali kaplanı'(Panthera tigris balica)


Bali kaplanı'(Panthera tigris balica)Bali kaplanları daima Bali adasına özgü oldular. Bu kaplanlar soyları tükenene kadar avlandılar. Yetişkin bir dişi olan son Bali kaplanının Batı Bali'deki Sumbar Kima'da 27 Eylül 1937'de vurularak öldürüldüğü sanılmaktadır.Hiç bir zaman için esaret altında bir Bali kaplanı olmadı. Bali kültürü ve Hindu dini için hala önemli bir rol oynar.



Cava kaplanı (Panthera tigris sondaica)

Cava kaplanı (Panthera tigris sondaica) Endonezya'nın Cava adası ile sınırlıydı. Bu hayvanlarının soyunun tükenmesi avlanma ve doğal ortamlarının yok edilmesi nedeni ile 1980 yılında oldu. Buna rağmen bu alttürün doğada sadece 25 tane kaldığı 1950'lerden itibaren soyunun tükendiği çok muhtemeldir. En son birey 1979 yılında görüldü. En sık çizgilere sahip kaplan türüydü


Hazar kaplanı (Panthera tigris virgata)

Hazar kaplanı (Panthera tigris virgata) veya İran kaplanı ya da Pers kaplanının güvenilebilir en son görüntülenmesi 1968 yılında olmak üzere 1960'ların sonunda soyunun tükenildiğine inanılmaktadır. Buna rağmen böyle bir kaplanın en son olarak 1970 yılının şubatında Şehit Şen adında bir adam tarafından vurularak öldürüldüğü sanılmaktadır.Tarihsel alanı olarak İran, Irak, Pakistan, eski SSCB ve Türkiye'de yaşamıştır. Bu kaplanın sarı renkli ve siyah çizgili olduğu söylenmektedir. Hazar kaplanı Bengal kaplanı ile birlikte Romalılar'ın arenalarda gladyatörlerle dövüştürmekte kullandıkları iki kaplan türünden biridir.

Trinil kaplanı (Panthera tigris trinilensis)

Trinil kaplanı (Panthera tigris trinilensis) 1.2 milyon yıllık en eski kaplan fosilidir. Endonezya'nın Java adasını Trinil bölgesinde bulunmuştur.

Renk Varyasyonları

Tamamen beyaz renkten altın sarısı duman mavisi renkleri olabilmektedir.Duman sarısı renkte olanları Çin'in Fijiyan eyaletinde bir Amerikalı misyoner tarafından görülerek rapor edilmiştir.

Literatür ve modern kültürde kaplan


Literatür ve modern kültürde kaplan

İngilizce kaplan kelimesi olan "tiger" onuda Persçe'den ödünç alan Yunanca "Tigris"'den gelmektedir. (Diğer bazı kaynaklar Dicle nehrinin latince adının Tigris olduğu ve bu çevrede sık görülmesi yüzünden kaplana bu ismin verildiğini iddia eder. Amerikan İngilizcesi'nde dişi kaplan manasına gelen "Tigress" ilk olarak 1611'de kaydedilmiştir. Sarımsı-kahverengi kuartz "Kaplanın Gözleri" (veya kaplan gözü) 1891'de kaydedilmiştir.

Hem Orman Kitabında Rudyard Kipling hem de Tecrübe Şarkılarında (:en:Songs of Experience) Wiliam Blake kaplanı haşin ve korkusuz olarak tasvir ederler.

Kaplan cesareti, yırtıcılığı ve gücü simgeler.

Çin takviminde kaplan yılı vardır. Önümüzdeki kaplan yılı: 2010.

Ulusal hayvan olarak kaplan

Kaplan aşağıdaki ülkelerin ulusal hayvanıdır;

* Bangladeş (Bengal Tiger)
* Çin, Ejderha ve Panda ile beraber; Kaplan gayri resmi semboldür
* Hindistan (Bengal Tiger)
* Malezya (Malaya Kaplanı)
* Nepal (Bengal Tiger)
* Kuzey Kore (Sibirya kaplanı)
* Güney Kore
* Eski Nazi Almanyası siyah kartal ile beraber (şu anda siyah kartal (Bundesadler) (resmi) ve leopar (gayri resmi))
* Eski SSCB (Sibirya kaplanı) (Şu an Ayı ve altın kartal)

Liger Melez Kaplan


Liger Melez Kaplan

Liger, erkek aslanla dişi kaplanın çiftleşmesinden ortaya çıkan yavruya verilen isim. Bu isim İngilizcedeki aslan (lion) ve kaplan (tiger) kelimeleri birleştirilerek türetilmiştir. Bir diger isim ise Tigon dur. Tigon ise erkek kaplan ve disi aslanin ciftlesmesinden dogan ture verilen isimdir.

Özellikleri

Bu melez canlı kedigiller familyasının en dev üyesidir. Ortalama bir erkek aslan 270, bir erkek sibirya kaplanı 300 kilogram .erkek bir sumatra kaplanı ise ortalama 170 kılogram olarak yaşamlarını sürdürürken, aslan baba ile kaplan anneden doğan bu melez canlılar ölene kadar büyürler.ayrıca kaplan baba ile aslan ana dan olan tigonlardan daha iridirler.Genellikle hayvanlar dünyasındaki melez canlıların kısır olmasına karşılık, ligerler genelde üretkendirler. Ligerlerin dişileri çoğu doğurgan olabilirken erkeklerin %62'si kısır değildir . Hem kaplan gibi çizgileri hem de aslanlardan aldıkları noktaları vardır. Ayakta durduklarında 4.7 metre kadar olabilirler. Karada yaşayan en büyük etçildir. Çenesi en fazla basan hayvandır. Ancak doga da bir liger ya da bir tigon gorme olasiliginiz yoktur.

Ortaya çıkışları

Ligerler insanların laboratuvarlarda özellikle ürettikleri bir canlı olmamasına rağmen hayata gelmelerinde insan payı da yok değildir.

Ligerler kaza eseri oluşan durumlar sonucu ortaya çıkmışlardır. Normal şartlar altında aslanların ana vatanının Afrika, kaplanlarınkinin ise Asya olduğunu düşünüldüğünde ligerlerın hayata gelmeleri imkânsız gibi görünür. Fakat 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana hayvanların doğal bulundukları yerlerden ayırılıp hayvanat bahçeleri ya da sirk gibi merkezlerde bir arada tutulmalarının sonucunda ligerler dünyaya gelmişlerdir.

Kaynak : Vikipedia

Ahtapotlar (Octopoda)


Ahtapotlar (Octopoda)

Ahtapotlar (Octopoda) kabuksuz bir kafadan bacaklıdır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri yakalar, kabuklarını boynuzsu ikiz çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Parlak ve ses çıkaran nesnelere karşı çok meraklıdırlar. Bazı türleri savunma mekanizması olarak mürekkep fışkırtabilir. Bu durum birçok kez Mürekkep balıklarıyla karıştırılmasına yol açar. Mürekkep balığı en yakın akrabasıdır.

Vücutları kese şeklinde yuvarlağımsı olup, manto üzerinde yüzgeçler yoktur. Boyları 100 cm ye kadar çıkabilir. Bir çift küçük çubuk halinde kabuk kalıntısı bulunur. Ağız çevresinde, üzerinde 2 sıra vantuz bulunan 8 adet, benzer yapıda güçlü bacak ve kolları bulunur. Ters çevrilip bakılırsa tam ortada kuş gagasına benzeyen sert, koyu renkli ve kesici ağzı görülür. Erkeklerde bu kollardan birisi cinsel organ vazifesi görecek şekilde değişikliğe uğramış olup hektokotil olarak adlandırılırlar.

Ahtapotun yumurtaları

Ahtapotun yumurtasının her biri bir kapsülle muhafaza edilir. Yumurtalar salkım şeklinde bir küme meydana getirir. Her kapsülün bir ucu taşa veya başka bir zemine bağlanır. Dişi ahtapot yumurtaların üzerine kuluçkaya yatar. Açlıktan ölme pahasına yumurtalarını terk etmez. Hatta zorda kaldığında bacaklarından bir kaçını yiyebilir. Yumurtadan doğrudan doğruya ergine benzer yavrular çıkar. Bu yavrular sinir sisteminin kontrolü altında kasılarak veya gevşeyerek seri bir şekilde renklerini değiştirerek bulundukları ortama adapte olurlar.

Mürekkepbalığı (Coleoidea)



Mürekkepbalığı (Coleoidea)

Kafadanbacaklılar (Cephalopoda) sınıfının, Onkollular (Decapodiformes) grubundan denizlerde yaşayan bir yumuşakça. Hepsi ayrı eşeylidir. Solungaç solunumu yaparlar. Ağız bölgesinden çıkan 10 adet kolları vardır. İki kolu diğerlerinden daha uzundur. Dinlenme halinde içe çekilmiş olan bu kollarını avlarını yakalamak veya korunmak amacıyla ileri doğru fırlatırlar. Kollarının iç yüzeylerinde çok sayıda vantuz (emeç) bulunur. Vantuzların içleri dişli boynuzsu yapılarla bezenmiştir. Ilıman ve sıcak denizlerin kıyı sularında bol rastlanırlar. Boyları 17 cm ile 17 metre arasında değişen türleri vardır. Çoğu 50-60 cm arasındadır. Türkiye'de Akdeniz kıyılarında avlanırlar. Yırtıcı hayvanlardır. Balık, karides, yengeç ve diğer yumuşakçalarla beslenirler. Bazan balık sürülerine dalar veya ufak mürekkepbalığı kolonilerini takip edip karınlarını doyururlar. Mürekkepbalığı, avına arkasından yaklaşıp omuriliğini ısırarak kopartır ve felç etmek suretiyle öldürür. Bazan her avdan sadece bir ısırık alıp dinlenmeye çekilir. Vantuzlu dokunaçlarıyla avlarını yakalar, kollarıyla da ağıza götürürler.

Mürekkepbalıkları olağanüstü bir beyin, heyecan hissi, hassas bir koku alma duyusu, oburluğa varan bir tat alma duyusu ve çok hassas gözlere sahiptir. İri gözlerinde 70 milyon görme hücresi vardır. Görüş alanları 360 dereceyi bulur. Arkalarını da rahatça görebilirler. Karanlık sularda koku alma duyusuyla avlarını tespit ederler. Sinir sistemleri tarafından kontrol edilen ve kromotofor denen renk değiştirme hücreleriyle her ortama kamufle olurlar. İridosist (?) denen deri hücreler de ışığı yansıtarak renk değiştirmeye yardımcı olurlar. Pusuya yattıklarında kuma gömülerek kendilerini gizlerler.

Yanlarından bir av geçtiği zaman, uzun iki dokunacını ileri fırlatarak vantuzlu uçlarıyla avını yakalar, diğer kollarıyla da ağızlarına götürürler. Ağızlarında papağan gagasına benzeyen güçlü öğütücüleriyle bir yengeç kabuğunu veya balık kafasını rahatça öğütürler. Büyük bir mürekkepbalığı, sert ve sağlam gagasıyla kalın çelik telleri bile ısırıp koparabilir. Tükürüğü bazı hayvanlar için öldürücü zehir tesiri yapar.

Sırt derilerinin altında küçük boynuzsu bir kabuk bulunur. Gözenekli olan bu kabuğun içi hava ile doludur. Özgül ağırlığı sudan azdır. Bunun sayesinde suda alçalıp yükselirler. Ayrıca vücuda destek ve hafiflik sağlar. Kaslar için de önemli bir bağlanma alanıdır. Kan dolaşım sistemleri kapalıdır. Solungaçları manto boşluğundadır. Bütün gövdeleri tek bir yüzgeçle çevrilidir. Yüzgeçlerinin yardımıyla ağır ağır yüzer ve gövdelerini döndürebilirler. Etki ve tepki sistemiyle de hareket edebilirler. Bunun için, manto boşluğuna alınan suyu, ağzı öne doğru olan karın kısmındaki huniden dışarı doğru fışkırtırlar. Suyun huniden dışarı itilmesiyle meydana gelen tepkiyle, hızla ileri-geri kaçarlar. Su püskürttüklerinde 37 km hıza ulaşırlar.

Mürekkepbalığı saldırıya uğradığı zaman, mürekkep kesesinden suda dağılmayan ve ana hatlarıyla mürekkepbalığının vücut şeklini andıran koyu renkli bir sıvı püskürtür. Aynı zamanda mürekkepbalığının rengi açık bir hal alır. Böylece hayvanın püskürttüğü ve kendi şeklini alan mürekkep bulutu kendisinden daha fazla görünerek hasmını aldatır. O sırada da kendisi jet sistemiyle hızla oradan kaçar.

Mürekkepbalıkları bazan da suda hızla yayılan ve hiçbir şey görünemeyecek şekilde bir duman bulutu oluşturan bir çeşit mürekkep fışkırtırlar. Askeri tabirle, kendileriyle hasımları arasında bir sis perdesi oluştururlar. Saldırgan bu durumda hiçbir şey göremez. Aynı zamanda koku duyusunda da kısmi bir felç olur. Mürekkepbalığı bu kargaşada hızla oradan uzaklaşır. Mürekkep kesesi bazı türlerde, içleri ışık verici bakterilerle dolu keseciklerle beraber çalışır. Böyle olanlarında dışarı püskürtülen mürekkep bir ışık patlaması gibi olacağından hasmının gözü kamaşır. En büyük düşmanları kedibalığı, köpekbalığı, foklar ve balinalardır.

Mürekkepbalıkları yumurta ile çoğalırlar. Üreme dönemlerinde vücutları zebra gibi koyu çizgilerle süslenir. Eşler birbirlerine sarılarak saatlerce suda sürüklenir. Yumurtaların döllenmesi dişinin manto boşluğunda olur. Döllenmiş kapsüllü yumurtalar, tek tek veya mukusla örtülü kümeler halinde dişi tarafından bir yere yapıştırılır. Yaz aylarında kıyılara kadar yaklaşıp, yumurtalarını taşların, yosunların arasına bırakırlar. Bunları, çıkardığı mürekkeple siyaha boyar ve kara üzüm salkımını andırır şekilde çoğunlukla bir araya getirirler. Bu yumurta topluluklarına deniz üzümü de denir. Gelişme metamorfozsuzdur. Yumurtadan çıkan 12 mm boyundaki yavrular ergine benzerler. Doğar doğmaz mürekkep salabilirler, kuma gömülüp avlanabilirler.

Derin deniz diplerinin daimi karanlıklarında ışıldayan mürekkepbalıkları da mevcuttur. Işık üreten organları fener görevi yaparlar.

En küçük yetişkin mürekkepbalığının boyu 1 cm kadardır. Şimdiye kadar ölçülmüş olan en büyük mürekkepbalığı ise 1888'de Yeni Zelanda'da karaya vurmuş olan 19 metre uzunlukta bulunan ve ağırlığı bir tonu aşan bir mürekkepbalığıdır. Boyunun % 90'ını kolları meydana getirmektedir. Dev mürekkepbalıkları tam bilinmeyen yaratıklardır. Çünkü zamanlarının çoğunu derin ve karanlık sularda geçirirler. Derinlerde, Yeni Zelanda'da yakalanandan daha büyüklerinin bulunduğuna dair bazı ipuçları mevcuttur. İspermeçet balinaları mürekkepbalıklarına çok düşkündür. Balina gemileriyle avlanan bazı İspermeçet balinalarının vücutlarında vantuz yaraları görülmüştür. 15 metrelik bir mürekkepbalığı mücadele anında 10 cm çapında vantuz yarası bırakır. Halbuki balinalarda 26 cm çapında vantuz yaralarına rastlanmıştır.

Mürekkepbalıklarının mürekkepleri yüzyıllarca sanatkarlar tarafından yazı ve çizimde kullanılmıştır.

Yaşadığı yerler

Sıcak ve ılık denizlerde bulunur; Türkiye'de Akdeniz'de avlanır.

Kurt (Canis lupus)

Kurt (Canis lupus)

Kurt (Canis lupus), köpekgiller (Canidae) familyasının en yaygın türü. Köpek bir alt türü olarak kurdun yakın akrabasıdır.

Özellikleri

Daha yakından incelendiğinde vücudunun köpekten daha uzun, göğsünün daha yüksek ve daha ince olduğu görülür. Kurtların kafası büyük, kulakları kısa, püsküllü kuyrukları vücutlarının üçte biri uzunluktadır. Renkleri alt türlerine göre yöresel olarak değişir, beyaz, krem rengi, sarımsı, kızıl, gri ve siyah olabilir.

Avrupa'nın ve Asya'nın fazla sıcak olmayan bölgelerinde bozkurtlar çoğunluktadır. Daha kuzeye gidildiğinde siyah ve beyaz renkli kurtlara rastlanır.

Kurtların boyutları da yöresel olarak değişir:

* En büyük kurtlar Letonya, Beyaz Rusya, Alaska ve Kanada'da görülür, 160 cm vücut uzunluğuna (+ 52 cm kuyruk) ve ayakta dururken 80 cm boya erişirler. Bu kurtlar 80 kg ağırlığa kadar ulaşabilir.
* En küçük kurtlar Ortadoğu'da ve Arap Yarımadasında bulunur, ancak 80 cm vücut uzunluğuna (+ 29 cm kuyruk) ve 20 kg ağırlığa ulaşırlar. Ömürleri 24 yıldır.

Köpek ile kurt arasındaki farklar

Genelde kurtları köpeklerden ayırt etmek mümkündür, ama bazen bir türün kurt olduğunu tespit etmek çok zor olabilir.

* Kurtlar kuyruklarını çoğu zaman yatay ya da hafif dik tutarlar ama köpeklerin kuyrukları çoğu zaman dik ya da kıvrık durur.
* Özellikle kafatasları çok farklıdır: Göz yüksekliği, kulak içi, Praesphenoid, Basis vomerus, Fissura petrobasialis, çene ve kesicı dişler kurtlarda ve köpeklerde birbirinden farklıdır.
* Kurtlar senede bir kez yavru yapar, köpekler ise çoğunlukla iki kez yavrular.
* Bir ayak izinin kurda mı yoksa köpeğe mi ait olduğu, izlerin sayısı ile tespit edilebilir. Kurtlar arka ayakları ile ön ayaklarının bastığı noktaya basarlar. Hatta birden fazla kurt birlikte yürüdüğünde arka arkaya gidip öndekinin izlerine basarlar. Böylece izlerin tek bir kurda ait olduğu zannedilebilir. Köpekler ise arka ayaklarıyla ön ayaklarının bastığı noktanın arasına basarlar.


Dağılımı

İnsanlar tarım ve sürü hayvancılığını geliştirmeden evvel, kurt, dünyanın en yaygın yırtıcı hayvanıydı. Tüm Avrasya'da, Kuzey Afrika ve Kuzey Amerika'da yaygındı. Ancak özellikle Batı Avrupa gibi yoğun yerleşim olan gelişmiş ülkelerde insanlarca soyu tüketildi. Günümüzde Doğu Avrupa, Balkan yarımadası, Kanada, Sibirya, Moğolistan ve İran'da kurtların bulunduğu büyük bölgelere rastlanır. Bunların dışında sadece, yalıtılmış (bazen 100'den az hayvan bulunan) ufak bölgeler bulunur.

Çok iyi uyum sağlayabilen bir hayvan olan kurt, kuzey kutbunun buz çöllerinden, Orta Asya'nın ve Kuzey Amerika'nın kum çöllerine kadar farklı habitatlarda yaşayabilir. Çoğu kurt, bozkırlarda ve ormanlarda yaşar. Erken çağlardan beri insanların sahip çıktığı açık alanlardan ormanlara kaçması yüzünden bir orman hayvanı olarak tanınmıştır.

Sınıflandırma

Kurtların alt türleri hakkında farklı görüşler vardır. Son yıllarda bilimciler arasında, 13 yaşayan, 2 soyu tükenmiş alt türü kabul eden aşağıdaki sınıflandırma yayılmaya başlamıştır.

* Kutup kurdu (Canis lupus arctos)
Kanada'nın kuzeyi, Grönland

* Timber kurdu (Canis lupus lycaon)
Güneydoğu Kanada, doğu ABD

* Buffalo kurdu (Canis lupus nubilus)
Kayalık Dağları'nın güneyi, orta, doğu ve kuzeydoğu Kanada, güneybatı Kanada ve güneydoğu Alaska

* Mackenzie kurdu (Canis lupus occidentalis)
Alaska, Kuzey Kayalık Dağları, batı ve orta Kanada

* Meksika kurdu (Canis lupus baileyi)
Meksiko, Batı Teksas

* Tundra kurdu (Canis lupus albus)
Kuzey Rusya, Sibirya

* Rus kurdu (Canis lupus communis)
Orta Rusya

* Boz kurt (Canis lupus lupus)
Avrupa, İskandinavya, Rusya, Çin, Moğolistan, Himalaya

* İtalyan kurdu (Canis lupus italicus)
İtalya Yarımadası

* Hazar kurdu (Canis lupus cubanensis)
Karadeniz ile Hazar Denizi arasında

* Hokkaido kurdu (Canis lupus hattai)
Honşu Adası ve Hokkaido Adası

* Honshu kurdu (Canis lupus hodophilax)
Japon adaları; Honşu, Şikoku ve Kiuşu

* Hint kurdu (Canis lupus pallipes)
İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan

* Arap kurdu (Canis lupus arabs)
Suudi Arabistan, Yemen, Umman

* Mısır kurdu (Canis lupus lupaster)
Kuzey Afrika

Bunların dışında, "Kurt" adını taşıyan başka türler de vardır. Örneğin yeleli kurt, köpekgiller familyasına aittir ama gerçek "Canis lupus" türüyle ilişkisi yoktur.


Davranışlar, sosyal yaşam

Ara sıra yalnız gezen kurtlara rastlanırsa da, genellikle bir sürüye bağlı olarak yaşarlar. Bir kurt sürüsü, anne, baba ve yavrularından oluşan bir ailedir. Kurtlar, ev köpeklerinden daha geç, ancak iki yaşında üreyebilir, bu nedenle iki yaşını dolduruncaya kadar ailelerinin yanında kalırlar. Bir önceki senenin yavruları kendilerinden küçük kardeşlerine bakarak ebeveynlere yardımcı olur. Anne ve baba, çocuklarına karşı daima serttir, bu yüzden sürünün içindeki hiyerarşi bellidir ve kimse otoriteyi sarsmaya cesaret etmez. Akraba olan iki kurdun çiftleşmesi (ensest) hiç görülmemiştir. Kurtlar çiftleşmek için yabancı bir kurt bulamazlarsa ömür boyu çiftleşmezler. (Nerdeyse) hiç görülmesede, köpekler ve kurtlar hala günümüze kadar aralarında çiftleşebilir ve yine yavrulayabilen (kısır olmayan) yavrular dünyaya getirebilirler.

Bazı eski kitaplarda bir kurt sürüsünün yapısı şöyle tarif edilir:

".. Sürünün başı alfa çiftidir ve onların dışında hiçbir üye çiftleşip yavru yapamaz. Sürünün içinde her üyenin farklı statüsü vardır. Sürünün içinde en son sırada, herkesin sataştığı bir "Kara koyun" vardır. Ara sıra kurtlardan birisi alfa üyelerine baş kaldırır ve kendi statüsünü yükseltmek için onunla dövüşür." [kaynak belirtilmeli]

Akraba olmayan kurtların bilimsel araştırmalar için bir araya kapatılarak izlenmesi sonucu ortaya konulan bu bilgiler doğadaki gerçekleri yansıtmaz. Bu şekilde bir araya getirilen yabancı kurtlar neredeyse her gün dövüşür.

Gebelik yaklaşık 60 gün sürer. Genellikle 3 ila 6 (en az 1, en fazla 14) yavru doğar.

Beslenme

Kurtlar en çok otobur memeliler ile beslenir, ama daha iyi bir şey bulamayınca kemirgenler ve kuşlar gibi küçük hayvanları da avlarlar. Gıdanın kıt olduğu zamanlarda leş bile yiyebilirler. Diğer bazı yırtıcı etoburlar gibi vitamin ihtiyaçlarını sadece otobur hayvanların mide içeriği ile gidermezler, kendileri de ara sıra böğürtlen ve diğer yabani meyveleri yerler. Ayrıca yavru kurtlar böcek de yer.

İnsanlar ve kurtlar Evcilleştirilmesi

Belgeler, 14.000 yıl evvel, kurtların insan çöplerini yiyerek onlara yaklaşması ve insanların kurtların kabiliyetlerinden faydalanma isteği ile ilk köpeklerin evrildiğini gösterir. Ama günümüzdeki moleküler genetik araştırmaların sonucunda ev köpeklerinin çok daha erken, 100.000 yıl evvel kurtlardan koptuğu tespit edilmiştir. Nerdeyse hiç görülmesede, köpekler ve kurtlar hala günümüze kadar aralarında çiftleşebilir ve yine yavrulayabilen (kısır olmayan) yavrular dünyaya getirebilirler.

Mitolojide Kurtlar

Kurt, dünyanın çeşitli kültürlerinde farklı şekilde mitolojiye yansımış, bazen hayranlık duyulmuş, bazen de tehlike olarak görülüp nefret edilmiş bir türdür. Avrupa kültürlerindeki masallarda ve efsanelerde çoğunlukla tehlikeli ve nefret edilen bir kötülük sembolü olarak geçer. Bu kötü yansımanın bazı örnekleri, İskandinav mitolojisindeki dev kurt Fenrisulfr ile Skoll ve Hati karakterleri ve kurtadam efsanesidir. Ortaçağ Almanyası'ndan kalan Kırmızı Şapkalı Kız masalı ve bazı diğer masallarda da kötülüğün sembolü bir kurttur. Öte yandan, antik Roma kültüründe, kurt, Roma şehrinin kurucuları Romulus ve Remus'u emziren kutsal bir yaratıktır.

Orta ve Kuzey Asya kültürlerinde ve bu kültürlerle eski bir bağı olan Kuzey Amerika yerli kültürlerinde kurt daima hayranlık duyulan ve kutsal sayılan bir hayvan olarak karşımıza çıkar. Türklerde, Moğollarda, Kuzey Amerika'nın Erokez, Aleut ve Tlingit halklarında kutsal ata ve halkın totemi olarak görülür. Alaska'da yaşıyan Aleut halkı, atalarının ruhlarının kurtların içinde yaşadığına inanır ve her sene göç eden bufalo sürüleri geldiğinde vahşi kurt sürüleri ile yan yana koşarak onlarla birlikte bufalo avlarlar.

Türk mitolojisinde kurt

Bu kurt kültürünün Türklerdeki en eski kanıtları, Türklerin ataları olarak görülen Hsiung-nu(Hsiung-nu = Hun bkz İbrahim Kafesoğlu, "Türk Milli Kültürü") halkında (MÖ 1700 - MS 300) ve bunlardan sonra gelen Türk halklarında, kültürlerinin önemli bir unsuru olarak görülür. Türkler, Tengri tarafından gönderilen Asena adında bir dişi kurdun ilk hükümdarlarının annesi olduğuna inanmış ve kurdu kutsal saymışlardır. Kurt resimleri bazı eski Türk bayraklarında yer almış ve Türk ordusunun başında bulunan kimseye "kök böri" (mavi kurt ya da gök kurdu) denilmiştir. Kurdun eski Türk kültüründeki yerini gösteren bir kanıt da, bir çocuğu emziren dişi kurdun, MS 6'ncı yüzyılda kabartma olarak Bugut dikilitaşına kazınmış resmidir. Türklerin en eski düşmanlarından olan Çinlilerde ise kötülüğün, acımasızlığın ve oburluğun sembolüdür.

Türklerin eski inançlarında ve mitolojilerinde kurtlar kutsal sayılır ve göğe doğru uluyarak Göktanrı'ya dua ettiğine inanılırdı.

Ebabil (Apus apus)

Ebabil (Apus apus)

Ebabil (Apus apus), sağangiller (Apodidae) familyasından 16-17 cm boyunda, kentler ve açık alanlarda yaşayan, genellikle kırlangıçla karıştırılan bir kuş türü.

Koyu gövdesine rağmen gıdısında kirli beyazlık göze çarpar. Kısa kuyruğu, uzun ve kavisli kanatları ve ani manevraları ile kırlangıçlardan ayrılır. Gruplar halinde süzülürken görülür. Ayaklarının çok küçük ve tutunmaya elverişsiz olması bir yerlere konmasını engeller. Bu nedenle havada asılı kalarak uyurlar(!).
Gece-gündüz havada kalır ve uçarken uyurlar. Yalnızca üreme dönemlerinde kayalıklardaki ve binalardaki yuvalarında uyurlar.

Yaşam Alanı

Şehirlerde, köylerde, sulak alanlarda, kayalıklarda, yarıklarda ürer. Yaşamının büyük bir kısmını uçarak geçirir. Ülkemizde yaz göçmenidir, küçük kent ve köylerde bolca bulunur.
Türkiye'de ilkbaharda görülmeye başlar, sonbaharda güneye göç ederler.

Ses

Sesi tiz ve cırtlak bir bir çığlığı andırır : "Sriiiii".

Tehtid

Yüksek binaların pencere camlarına çarparlar. Ayrıca şehirlerde sinekler için belediyelerin kullandıkları kimyasallar, bu narin kuşları da etkiler.

Dağılım

Türkiye'nin tamamında yaygın olarak görülebilir.

Türler



Ak Karınlı Ebabil (Apus melba)

Ak karınlı ebabil (Apus melba) sağangiller (Apodidae) familyasından genellikle kırlangıçla karıştırılan bir kuş türü.
 

Tanımı

Türkiye’ de üreyen en büyük ebabildir. Donuk kahverengi giysisi, boğaz ve karnındaki beyaz ve göğsündeki kahverengi kuşak ile tanınır.Ebabiller, havada en uzun kalan kuşlardır. Uzun kavisli kanatları, kısa ve genellikle çatallı kuyruğuyla çok hızlı uçmaya ve böcekleri yakalamaya uyum sağlamışlardır.

Habitatı

Deniz kıyıları ve dağlardaki kayalık yarlarda bulunur.

Yayılışı

Türkiye’de yaz konuğudur. İstanbul’ da büyük oranda ebabilin yerini almıştır.

Beslenme

Uçuşu sırasında sinek ve böcekler ile beslenir.

Biyolojisi

Mayıs ayında ürerler, yılda 1 kez yumurtlar. 2 ila 3 adet arasında yumurta bırakılır. Kuluçka süresi 19 - 20 gündür. Tüylenme dönemi yaklaşık 59 - 60 gündür.

Göçü

Afrika’dan göç eder.


Davranışları

Uçuşu hızlı ve karalıdır, kanat çırpışları ebabile göre daha yavaştır, küçük bir doğana benzer.Küçük gruplar halinde dolaşır, gruplar sıkça öter.Ebabillerin bacakları çok kısadır. Bu nedenle hiçbir zaman yere konmaz fakat sivri tırnaklarıyla
yarların ve binaların dik duvarlarına rahatça tutunurlar. Hem gündüz hem de gece havada kalırlar,uçarken uyurlar. Yuvalarında sadece üreme döneminde uyurlar.
Ebabillerin gürültülü akşam uçuşları özellikle gençlerin uçmaya başladıkları zaman göz kamaştırıcıdır.

Ses-Ötüşü

Ötüşü tizleşip kalınlaşan ve hızlanıp yavaşlayan sesli bir trildir; “trihihihihi”.



Kültür bakımında kuşun yeri ve önemi :

Ebabil kuşu Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen kuşlardan biridir. Ebrehe ordusunun üzerine gönderildikleri ve askerlerin üzerine bomba misali balçıktan pişirilmiş taşlar bırakarak ordunun helak olduğu anlatılmaktadır. 

Pars (Leopar) Foku (Hydrurga leptonyx)


Pars (Leopar) Foku (Hydrurga leptonyx)

Bunları biliyor muydunuz? 

Tüm foklar gibi, leopar foklarının da beslenmeleri büyük ölçüde sualtında avlanmaya dayanıyor. Ancak bir fok, avını yakalamak için uzun süre yüzdüğünde, oksijensiz kalıyor. Balıkların tersine fokların solungaçları yok ve sudan oksijen alamıyorlar. Sualtında solunum yapamıyorlar ama kan ve kaslarında oksijen depolayabiliyorlar. Vücut ağırlığıyla karşılaştırıldığında, foklar insanlara oranla üç kat fazla oksijen taşıyabiliyor. Bunun sonucu olarak da leopar fokları neredeyse on dakika nefes almadan durabiliyor. Diğer fok türlerinin ise sualtında bir saatten fazla kalabildiği saptandı. -Sarah Kliff Pars foku (Hydrurga leptonyx)

Pars foku (Hydrurga leptonyx), fokgiller (Phocidae) familyasından Güney Kutbu sularında yayılmış bir fok türü. İsmini lekeli derisi ve tüm foklar içinde en yırtıcısı olmasından alır. Penguenler ve genç foklar gibi sıcak kanlı diğer omurgalılar ile beslenmeyi tercih ederler.

Özellikleri

Pars fokları son derece hidrodinamik bir vücuda sahiptirler. Bu, onların su içinde fevkalade hızlara ulaşmalarına olanak verir. Kafası o kadar yassıdır ki nerdeyse sürüngen şeklinde bir etki bırakır. Ön yüzgeçler uzun olduğundan, pars foku bu ön yüzgeçlerin aynı anda güçlü çırpılmasıyla suyun içinde haraket eder. Bir erkek pars foku 3 m uzunluğunda iken, dişiler hemen hemen 4 m gelebilirler. Ağırlık erkeklerde 270 kg, bir dişide ise nerdeyse 400 kg gelir. Renk üst kısımda koyu gri, alt kısımda ise gümüş beyaz olup, başında ve yanlarında gri lekeler vardır.

Yaşam alanı


Pars foku Antarktika denizlerinde bulunan bir hayvandır. Antarktika Kıtası'nın civarında parça buzların kenarında haraket eder. Genç hayvanlar sıklıkla Subantarktika adalarında karaya gider ve buralarda onlara tüm yıl boyunca rastlanır. Ender olarak, dolaşan ya da şaşırmış olan hayvanlar Yeni Zelanda, Avustralya ya da Ateş Toprakları'na ulaşırlar.


Beslenme

Katil balinanın yanında pars foku, güney kutup dairesinin baskın yırtıcı hayvanıdır. Yengeç yiyen fok (Lobodon carcinophagus), vedel foku (Leptonychotes weddellii), deniz aslanları (Otariidae) ve penguenleri takip ederler. Diğerleri genelde penguenleri avlarken, pars foklarının çoğu, fok avcılığında uzmanlaşmıştır. Avlanan hayvanlar mümkün olduğunca suyun içinde yakalanır ve öldürülürler. Eğer hayvanlar buz parçasının üstüne kaçarsa, pars foku onları orada yine de takip eder. En başta yengeç yiyen foklar, sıklıkla pars fokları saldırılarının yaralarını taşırlar.

Takdire şayan şekilde pars fok, büyük omurgalılarla aynı oranda krill, planktonların küçük kabuklu türleriyle de beslenir. Buna karşın balıklar besinlerinde çok küçük bir rol oynar.

Pars fokunun ortalama besinleri, % 45 krill, % 35 foklar, % 10 penguenler ve % 10 diğer hayvanlardan (balıklar ve kafadan bacaklılar) oluşur.


Üreme

Pars foklar y
alnız dolaşan hayvanlar olup, yalnızca genç hayvanlar bazen küçük gruplarda biraraya gelirler. Çiftleşme Kasım ve Şubat arasında suyun içinde meydana gelir. Bundan başka erkekler ve dişiler temas kurmazlar. Tek bir yavru buz parçasının üstünde dünyaya getirilir. Yavru, dört hafta emzirilir. Üç ile dört yaşında pars fok cinsel erişkinliğe ulaşmış olur. Türün ortalama yaşam süresi 26 yıldır.
Diğer

Yengeç yiyen fok ve vedel fokundan sonra pars foku, Antarktika’nın en sık rastlanan fokudur. 400.000 bireyin güney kutup denizlerinde yaşadığı tahmin edilir. Günümüzde tür tehdit altında değildir. 22 Temmuz 2003 tarihinde İngiliz bilim insanı Kirsty Brown araştırma istasyonu Rothera yakınlarındaki dalışta bir pars fokun saldırısına uğramış ve öldürülmüştür. Bu, geçmişte sıkça insanlara saldırı olmasına rağmen bilinen tek ölümcül vak'adır. Foklar teknelere saldırarak, bir uzuv yakalamak için direk sudan sıçrarlar. Araştırma istasyonun çalışanlarını bu durumla karşılaşmışlardır.

Saka kuşu, İskete, Florya ve Keten kuşu (Carduelis)

"Bizler baykuş gibi sabırlı bir seyirci olmayı öğrendik. Kargadan zeki olmayı öğrendik. Kendisinden on misli büyük baykuşu arazisinden atmak için durmaksızın mücadele veren alakargadan cesareti öğrendik. Fakat hepsinden önce, öğretmenimiz olarak İskete Kuşu gelir. Çünkü onun boyun eğmez bir ruhu vardır..."

Sözün Sahibi ve Kabilesi : Tom Brown/ Apache Kabilesi


Saka kuşu, İskete, Florya ve Keten kuşu (Carduelis)

Carduelis, saka kuşu, iskete, florya ve keten kuşu gibi isimlerle anılan türleri içeren kuş cinsi.

Hepside dalgalı uçuşları sırasında öter. Erkek ve dişiler bazı türlerde birbirine benzerken bazılarında farklıdır. Konik yapıdaki gagaları tohum yemeye uyarlanmıştır ancak bunun yanında bazen meyve ve böceklerle de beslenirler. Ötüşleri oldukça güzel ve cıvıltılıdır. Yalnızca erkek kuşların ötüşü güzeldir. Dişinin sesi çağırma sesinden ibarettir. Bir çok tür kafes kuşu olarak yaygın şekilde beslenmektedir. Carduelis cinsi üyelerinde erkek kuşlar bazı türlerde yuva yapımı ve yavruların beslenmesinde dişiyle birlikte hareket eder. Üreme mevsimi dışında sürüler oluşturarak diğer tohumcul kuşlarla birlikte görülürler.